adanadakebapyemek,

Adana Gezi Notları

10:06 yesimdusova 0 Comments


Göçmen bir aileden gelmem ve Avrupa yakasında büyüdüğüm dikkate alınırsa, Anadolu'dan çok uzak büyüdüm. Türkiye'nin farklı coğrafik özellikleri sebebiyle, her şehrin kendine has bir dokusu ve yerleşim tarzı var. İlk Ege ye ziyaretimde Çanakkale sonrasında tırmandığımız dağları şaşırarak geçmiştim. Adana'yı da keşfetmek benim için Anadolu'ya attığım ilk adımdı. Özellikle kebap kültürünü ne kadar yanlış tanıdığımı ve İstanbul'da bize sunuş/yansıyan kısmının gerçekten uzak olduğunu görünce çok sevindim. 

Musa Dağdeviren, Çiya restoranın sahibiyle yapılan ropörtajını okuyunca, aslında Anadolu  ile eksik olan bağımızı anladım. Fast food (pizza, hamburger) bize gelişmişliğin bir simgesi gibi sunulurken, kebap arabesk kültürle özdeşleştirilmektedir. Bana kebaplar yağlı, ağır yemekler olarak geliyordu. Çiya restoran kebapları özellikle klasik müzik eşliğinde sunarak bu algıyı değiştirmeye çalışmışlar. İstanbul'da ki kebap sunumu ile Adana'da karşılaştığım çok farklıydı. Ailemizde bir şalgam suyu kültürü yoktu. Sonrasında da hayatıma dahil edemediğim bana acı gelen bir içecekti. Adana'da şalgamın et yemekleri ile tüketiminin güzelliğini ve sindirime nasıl katkı sağladığını keşfettim. Ayran şişkinlik yapıyordu, olmuyordu! Musa Bey'in anlattığı gibi tanıyorduk kendi kültürümüzü, şehirlerde evrimleşmiş ve gerçekten uzak bir kültür olarak

'... Adana'yı da, Antep'i de değiştiriyor. Antep ve çevresinde bir lahmacun yeme biçimi var. Yazın lamhacunun içine yeşillik yerine közlenmiş patlıcan konulur. Bunun adı söğürmeli lahmacundur. Yemeyi bilmiyorsanız dürüm yaptığınızda patlıcanı alttan akıtırsınız. Fırıncılar, birinin böyle döke saça yediğini gördüğünde bir tabir kullanır. Genellikle müşteriye söylenmez ama samimiyseniz size 'Daha lahmacun yemesini bilmiyorsun. Lahmacunu sıçırttın!' derler. Bu ifade dönmüş dolaşmış, bambaşka bir hal almış. Şimdi köşe yazarları bile 'sıçırtmalı lahmacun' diye bir şeyin varlığından söz ediyor. Böyle bir lugat oluştu. Düşünebiliyor musunuz! Fırıncıların tezgah arkasında konuştuğu argo gelip dilimize yerleşti. Arnavut ciğeri de böyle bir yanlış kullanımdır!

Arnavut adam tezgahında ya da dükkanında ciğer tava satıyor. Zamanla bunun adı Arnavut'un sattığı ciğerden Arnavut ciğerine dönüyor!'

Oysa Arnavutluğa gidince ciğer yok mu diye hayal kırıklığına uğrayabilen bir nesil oluyoruz. Kültürümüzü yakından tanımıyor ve ihtiyacımız olmadığı sürecede bazı bilgileri okuyup, öğrenemiyoruz. Kısacası Adana benim için şehir ve tadımın ötesinde, yeni bir kültürü tanımanın, farkındalığın ilk noktası oldu.


Havalimanı Ulaşım ve Konaklama

Haftasonu için Adana gezilerek, keşfedilecek bir şehir. Havalimanı şehre çok yakın, taksi ile ulaşım sağlayarak, yürüyerek gezebileceğiniz bir şehir. Havalimanı ve şehre çok yakın olan İbis Otel de konaklamayı tercih ettik. Her yere yürüyebilirsiniz ve havalimanı da 10 dk mesafede. Taksi ile ~15 TL tutuyor. İbis zincirlerinde ilk defa kalıyordum. Hostelin büyük hacimli ve özelleşmiş odalara sahip hali gibi, herşey pratik ve müşteriye rahat hareket imkanı sağlıyor. Adana'ya Cuma geceden giderek, Pazar akşam geri döndük. Kebap yemek için de şehri gezmek içinde yeterli vaktimiz oldu. Üstelik birde düğüne gittik:)


Adana Gezilecek Yerler

Adana'yı gezmeye Kazım Büfe'de (Toros Cad.) kahvaltı ile başlayınca, turumuza da nehir boyunca yürüyerek başlamış olduk. 

Seyhan Nehri Boyunca Yürüyüş Yapmak

Toros cad. Adana'nın yeni yüzü. Yol boyunca cafeler, restoranlar, mağazalar var. Cafelerin bir çoğu yeni açılıyor ve hepsi birbirinden güzel tasarımlara sahip. Buradan Merkez Park a yürüyerek, Seyhan Nehri ile tanışıyoruz. Sakin, huzurlu yemyeşil akan Seyhan boyunca yürürken, beni burada bıraksınlar, şehir ne berbat birşeymiş diyorsunuz. Venedik gondolları olarak hafızamızda yer edinen gondollar Seyhan nehrine de  çok yakışmış. Dar kanallardan geçmesenizde, kocaman bir kanal boyunca, seyre dalmak keyifli görünüyor. Nehre düşen otel manzaraları, modern yapıların etkisiyle şehrin yeni yüzünü hissediyorsunuz. Mümkün olsaydı da nehir kenarında bir sabah koşusu yapabilseydim.. Adana'da en sevdiğim noktalardan biri.


Sabancı Merkez Cami

Nehir kenarında tatlı tatlı yürürken, şehrin kalabalığına karıştığınız noktada, Cami bütün ihtişamı ile ortaya çıkıyor. 1998 yılında Sabancılar tarafından yapılan ve şehrin simgesi haline gelen Merkez Cami, 6 minaresi ile neredeyse şehrin her yerinden görülebiliyor. Çok eski bir cami değil ancak Edine-Selimiye camini andıran mimarisi ve iç tasarımı ile büyüleyici bir cami. İçeriği girdiğinizde dinginlik ve özünüze dönüşü, ferahlığı hissediyorsunuz. Maneviyatı, güvenli bir yerde olma hissi, Allah'ın evinde olma huzurunu yüreğinizde yaşıyorsunuz.


Taş Köprü

Romalılar döneminden kalan, Dünya'nın araç trafiğine açık en eski köprü ünvanını taşıyor. Köprüden büyüleyici Merkez Cami manzarasını seyredebilirsiniz. Nehirdeki yansımalar, eski köprünün yıllara meydan okuyan yapısı ile tarih sayfalarında hayallere dalıyorsunuz. Kim bilir hangi kervanlar, seyyahlar seyahat ederken bu köprüyü kullandı. Hangi yolları bağladı, hangi baharatlar, kumaşlar taşındı bu köprüden. Kaç savaş gördü, yıllara nasıl meydan okudu.

Köprünün bir tarafı Eski Adana olarak geçen Adana Çarşısına açılıyor.


Ulu Cami (Ramazanoğulları Cami ve Medresesi)

Eski yapıların ve dar sokakların başladığı bu noktada, siyah beyaz taşlarla yapılmış kapısı ve yıllarca basılmaktan yaşanmışlığın izlerini taşıyan mermerleri ile avlusuna hayran kalacaksınız. Adana'da eski camilerin mutlaka ufak bir avlusu var. Cami kullanımda olup, karşısında bulunan medresede eğitimler devam ediyor. Bahçesinde ders yapılıyordu ve rahatsız etmek istemedik. Bu iki yapı arasında kalan sokak sanki bir film sahnesi gibi. Eskiye özlem ve taş yapılar arasında ufak bir mola verip, çay içerek, sokakta biraz yaşayabilirsiniz. Öyle güzel bir alan oluşmuş ki, sanki hala devam eden bir dönemin içine girmişsiniz gibi. Adana'da motorla lahmacun ve kebap ta satıyorlar. Çay içtiğimiz yere lahmacun geldi, hemen orada atıştırabilirsiniz. Bu sokak ayrıca Büyük saat ve Adana Çarşıya doğru devam ediyor.


Büyük Saat ve Tarihi Kazancılar Çarşısı

Büyük saat çarşının girişinde bulunuyor, birde küçük saat var ki, İş bankasının zamanında meydana koyduğu ufak bir saat. Farketmezseniz bilginiz olsun. Büyük saat yıllara meydan taş yapısıyla, çarşıdaki esnafa zamanı hatırlatıyor. Çarşı, Eminönü gibi toptancıların ve ufak ufak dükkanların olduğu birbirine paralel sokaklardan oluşuyor. İçlere girerseniz kaybolabilirsiniz. Bilen biri ile gidip, alış-veriş yapılabilir. Aralarda kebpçılar var. Hele bir sokak var ki, çok ünlü bir kebapçı (Kazancılar Kebap) bütün sokağı kaplamış. Adana rakı festivali de burada yapılıyormuş. Adanalıların hala alış-veriş yaptığı, yaşayan, kalabalık bir çarşı.

Yağ Cami - Küçük Saat - Etnografya Müzesi

Evliya Çelebinin Seyahtnamesinde eski cami olarak geçen bu büyük avlulu cami, kiliseden dönüştürülmüştür. Namaz çıkışlarında önünde yağ pazarı kurulması nedeniyle, yıllar içinde ismi Yağ Cami olarak değişmiş Çok güzel bir avlu ile çevrilmiş, tarihi bir cami. Buradan dümdüz devam ederseniz, Adana'nın kuyumcularıyla dolu, ara sokaklarında kebapçı ve dükkanların bulunduğu alışveriş caddesi devam ediyor. Caddenin devamında küçük saat ve Etnografya Müzesi yer alıyor. Biz müzeyi gezmedik, gezenler yorum bırakırsa sevinirim. Derken kendimizi başladığımız noktada İbis Otelin yakınında buluyoruz. Otelin bulunduğu havalimanı yolu şehri eski ve yeni Adana olarak ikiye bölüyor.


Adana Mutfağı - Nerede, Ne Yenir?

Adana'da heryer kebapçı. Eminim ki bütün kebapçılar lezzetli! Bize tavisye edilen kebapçıların yanında, orada yaşayan insanlardan da farklı tavsiyeler aldık. Oraya kadar gitmeyin şurada yılların kebapçısı var tavsiyesi aldık! Haklıydılarda! Burası kebabın memleketi ve kötüsü yok!

Adana Kebap: İstanbulda'ki sunumdan biraz daha farklı, tırnak pide içinde sadece et geliyor. Etin öncesinde masaya mezeler servis ediliyor. Domates-salatalıkla sulu-lezzetli bir salata, sumak ile öldürülmüş soğan ki favoriniz olucak ve yanına bol yeşillik tabağı (dalıyla maydanoz, roka). Bu servis bütün kebapçılarda benzer ve lezzetli. Yanına bulgur pilavı İstanbul adeti:) Adana'da sadece et ve salata var. 

Şalgam Suyu: Şalgam (turp benzeri, turunçgillerden bir bitki), pancar ve kara turp ile yapılan fermente bir içecektir. Hem sağlıklı hemde sindirime acayip yardımcı. Acılı/Acısızı var, özellikle et yemekleri ile sindirimi kolaylaştırdığı için sonrasında yemeğin sizi rahatsız etmesini engelliyor. Adana'da herkes kendi şalgamını yapıyor ve her restoranda farklı bir şalgam içmeniz mümkün. Herkesin damak tadı farklı, kimisi oldukça tuzlu geliyor. Bardakta yanına birde havuç dilimi koyuyorlar, parmaklarınız mor olmadan şalgam suyu içmiş sayılmazsınız. 

Sarı Burma, tulumba tatlısına benzer, dışı biraz daha sert bir tatlı. Gezerken kan şekeriniz düştüğünde deneyebilirsiniz.

Şalgam ve Simit İkilisi

Adana'da ara öğün atıştırmalık arıyorsanız, şalgamcıda mola verebilirsiniz. Yakınlarında mutlaka simit bulursunuz. Her ilin simidi kendine özgüdür. Yağ cami yanında da, Ali Göde Şalgamcısında da bu ikiliyi beraber deneyebilirsiniz. Kendimi kebaba saklıyım demeyin, atıştırın;)

Ali Göde Şalgamcı

Adana'da açık ara içtiğimiz en iyi şalgam! Tadı bence birçok insanın damak tadına uygun. Çok tuzlu değil ve rahat içimli. Keyifle içiyorsunuz. Çetinkaya'nın olduğu göbekte ufak bir dükkanları var (İbis Otelin arka tarafında). Valizde patlamasını göze alamadığımız için İstanbul'a taşımayadık ama tadı damağımızda kaldı. Yanında da simitçi var:) Bardağa birde kocaman bir havuç dilimi koyuyorlar ki, fazla bile geliyor.

Kazım Büfe - Kahvaltı

Adana'nın favori kahvaltı noktası. Oturabileceğiniz bir alan yok. Büfe aslında ama tostları, muzlu sütleri ve vişne suyu ile ün salmışlar. Muzlu sütü bir kaç çeşit hazırlıyorlar ki, oldukça lezzetli. Önündeki uzun kuyruktan burda neler oluyor diyip, uğramadan duramıyorsunuz. Muzlu süt istiyorsunuz, size bir büyük bir küçük bardak süt veriyorlar! Ben bir bardak istemiştim diyemezsiniz çünkü sürahiden porsiyon böyle çıkıyor. Ben ikisinide içtim:) Tosttaki sucuğu biraz baharatlı buldum. Yengen oldukça zengin ve güzel görünüyordu. 

Çukurova Şekerleme - Hediyelik/Eve Cezerye

Adana'da çeşit çeşit cezerye ve cevizli sucuk bulabileceğiniz, küçük saat yakınında harika bir dükkan. Cezeryeleri az/bol ceviz/fındıklı olmasının yanında kalite kalite değişiyor. Ben narlı ve hindistan cevizliyi de cezerye olarak yemişim yıllardır. Meğersem onlar lokummuş! Birde üzüm şırasından yapılan şekersiz ceviz sucuğu var ki yemeğe doyamazsınız. Paket paket cezerye ve sucuk alarak ayrıldık. Çok sıcak kanlı ve misafirperverler, bütün dükkandaki cezeryeleri, lokum ve sucukları tattık. Çok yağmur yağıyor diye birde arabalarıyla bizi gideceğimiz yere kadar bıraktılar. Biz böyle misafirperverliğe alışık değildik, sabahtan beri yağan yağmurun altında bizi sıcacık bir yuvada hissettirdi. Buradan hediyelik cezerye ve kendinize de cevizli sucuk almayı ihmal etmeyin. Sipariş verdiğinizde de kargo gile önderiyorlar.


Tahta Masa Restoran - Seyhan Baraj Gölü Keyfi

Adana'ya gelmişken Seyhan Baraj Gölünü görmeden dönmek olmazdı. Şehrin dışında kalan bu noktaya toplu taşıma ile ulaşımınız mümkün değil, taksi ile gidebilirsiniz. Düğün sonrası kendimize sakin bir Pazar kahvaltısı hediye ettik. Baraj gölüne karşı, keyifli bir kahvaltı yaptık. Yediklerimiz yöresel lezzetli ürünler değildi, serviste öyle canı gönülden olmasa da biz uzun uzun sohbet ederek, sonbahar havasında evimizde uzakta sıcak bir kahvaltı ettik. Birde bulutların ardından parçalı olarak göle yansıyan güneş ve hafif çiseleyen yağmur sonrası gördüğümüz gökkuşağı bize huzur verdi. Sonrasında epeyce yürüyerek, uzun oturma saatlerimizin acısını çıkardık! Merkeze kadar yürümeniz zaten mümkün değil, belli bir süre sonra taksiye binip, şehir merkezine geri döndük! 

Test ettiğimiz kebapçılar;


İştah Kebap

Adana Çarşı'da ufak bir esnaf lokantası. İki katlı Vedat Milor'un ziyareti ile ünlenen bir kebapçı. Çarşıyı gezerken karnınız acıkırsa uğrayın.



Kebap 52

Adana'nın ünlü kebapçılarından biri. Büyük güzel bir restoran. Pastırmalı humusları sıcak servis ediliyor ve içine koydukları kimyon ile değişik bir tad. Kişi sayısına göre, kalabalıksanız ortaya uzun kocaman bir kebap geliyor. Yanına da mezeler. 

Beş Ocak

Kebap ve rakı içebileceğiniz Adana'lı bir arkadaşımızın tavsiyesi üzerine gittiğimiz kebapçı. 


Doğan Kaymaklı Kadayıf

Özellikle cevizle yaptıkları kadayıf ve kaymağı ile harika bir tatlı. Fıstıklı olanı sevmedik! Cevizlisi ise kaçırılmamalı!

Adana'da Yapmadan Dönmeyin!
  • Seyhan Nehri boyunca yürüyüş,
  • Ulu Cami arkasında, yol üzerindeki çaycıda mola vermek,
  • Adana simidi ve şalgam suyu ikilisini denemek,
  • Seyhan Baraj Gölü kıyısında kahvaltı,
  • Kazım Büfe de tost ve muzlu süt,
  • Kebap, sakatat, kaburga :)
  • Sarı Burma tadın,
  • Taş köprünün ortasından Merkez Cami yi seyredin,
  • Eski Adana sokak ve çarşılarında gezinin,
Ekim, 2017

0 yorum:

bursa,

Uludag - Hiking ve Bisiklet - Haftasonu Kaçamakları

07:34 yesimdusova 0 Comments


Osmangazi köprüsü ile Bursa artık öyle yakın ki.. Giderken oyalanıp, yolu biraz karıştırınca zamandan çalsakta dönüşte 1.5 saatte Şişli’ye ulaşmıştık. Lise arkadaşlarım Bursa’da yaşıyor. Şehir merkezinden görünen dağları ve köyleri ile Bursa her zaman güzel bir haftasonu kaçamağı. Arkadaşlarım bize güzel bir sürpriz hazırlayarak, Bursa’nın doğa içindeki yüzüyle bizi tanıştırdılar. Plandan habersiz gidip, büyük bir doğa güzelliği ile karşılaşınca büyülendik! 


Uludağ, Bursa’nın en yüksek noktası ve benim için bir kayak merkezi. Oysa Bursa’lıların yazın sıcaktan kaçarak, piknik yaptıkları doğa harikası bir yer. Pınar Uludağ’a gidelim diyince, bu mevsimde (Kasım ayında) napıcaz ki diye düşünmedim değil! Sıkı giyinin dağa çıkıyoruz dedi:) Oysa Uludağ bahar ve sonbaharda da doğanın renkleriyle mükemmel görünüyor. Müthiş doğası ve sonbaharda rengarenk yapraklarla kaplı yürüyüş yolları ile harika bir kaçamak. Ne duruyorsunuz hemen planlara başlayın.


İstanbul’dan araç ile köprüden kısa sürede ulaşabileceğiniz gibi, Yenikapıdan feribotlada 90 dk da Bursa-Mudanya’ya da ulaşabiliyorsunuz. Uludağ’a çıkmak içinde teleferik kullanarak, araçsız dağa çıkabilirsiniz. Teleferik 2 noktada duruyor, sarıalan ve zirvede yer alan oteller bölgesinde. Hepimizin aşina olduğu nokta, oteller bölgesi ve kayak pistleri iken, sarıalan doğa severler için harika bir yer.


1. Uludağ Sarıalan’da Konaklama

Cumartesi sabah yola çıkarak, sarı alana gelip konaklayabilirsiniz. Sarıalanda, Uludağ Sarıalan Orman Köşklerinde çok güzel döşenmiş ahşap evler var. Ağaç evlerde 4-6 kişi  arkadaşlarınız ve aileniz ile konaklama imkanınız var. Evler 2 katlı ve ahşap. Kaloriferle ısınan evlerde, ihtiyacınız olan bütün ev eşyası mevcut. Çokta güzel ve keyifli döşenmiş. Balkondaki barbeküyü kullanarak, ormanda mangal keyfi yapabilirsiniz. Size sadece sepetinizi hazırlayıp dağa çıkmak kalıyor. Üstelik evler sarıalan telefirik çıkış noktasına çok yakın! Ufak bir meydan ve turistlere hitap eden bir iki ufak tezgah bulunuyor. Bizim sepet öyle doluydu ki, yok yoktu. Arkadaşım evden sarı mutfak bezinden, runner a, kendimizi evde hissedebileceğimiz herşeyi getirmişti. Bizim için çok keyifli bir haftasonu oldu. B tipi konakladığımız köşkte; 2 oda  (2 çift kişilik yatak) ve 2 tek kişilik yatak (Ara bir koridorda) bulunuyordu. Üstelik salonda da 2 tane koltuk vardı. Örneğin konakladığımız gece, ailecek gelerek, gece dışarıda evin önünde yakılan ateş etrafında şarkı söylerek eğlenen kalabalık bir ailede vardı. Birarada ve doğada olmanın mutluluğu başkaydı. Biraz üşüyüp, birbirinize sarılarak, ateş başında ısınmak çok güzel. Sonbaharı bundan seviyorum. Güneş çıkınca ısınıyorsunuz ama bir yandan sarıp sarmalanıp, soğuguda hissediyorsunuz.

Çevrede arnavut kaldırım taşlı kısa yürüyüş yolları mevcut, etrafta kısa bir tur atabilirsiniz. Bunun yanında, doğada yürümek isteyenler için yürüyüş rotaları bulunuyor.


2. Bakacak Seyir Terası

Bakacak seyir terası Uludağ'dan Bursa'yı seyredebileceğiniz bir balkon. Rengarenk ağaçlarla kaplı yamaçların ardından düzlükte uzanan şehir manzarası harika. Seyyar olarak bir çay ocağı bile var. Bu manzarının keyfi çaysız olmazdı dimi! Hem içiniz ısınıyor, hemde ayaküstü bir keyif oluyor. Hemen Bakacak seyir terasının karşısındaki ufak tepeliğe tırmanıp, Uludağ zirveyi ve gün batımını birde buradan izledik. Malumunuz sonbahar günler kısa.. Ormanlık alanda geceye kalmadan dönmek lazım!



3. Hiking/Yürüyüş Parkuru

Haftasonu gidince, cumartesi günü hızlıca etrafı keşfettik. Kısa bir yürüyüşle sarı alanda etrafı turlayarak, sarıalanın sapsarı düzlüklerine çıktık. Arkadaşım downhill sporu ile ilgileniyor (adrenalin dolu dağ bisikleti sporu diyebiliriz) bu sebeple Uludağ'a sık sık çıkarak, farklı rotalardan bisikletle aşağıya iniyor. Çobankaya rotası kısa ve keyifli buradan gidebiliriz dedi. Yola koyulduk. Ayrıca Uludağ'da yapacağınız bütün yürüyüşlerde Jandarmaya haber vermeniz gerekiyor. Ormanda kaybolabilirsiniz, bazı noktalarda telefon çekmiyor ya da vahşi hayvanlarla karşılabilirsiniz. Bu sebeple tedbirli olmakta fayda var.


Çobankaya Yürüyüş Parkuru: 3.5 km hedefi ile Sarılandan yola çıktık. 500 m aralıklarla Jandarmanın haberleşme tabelalarını görebiliyorsunuz. Bu tabelalar ile doğru yolda ilerlediğinizi anlayabiliyorsunuz. Doğa kırmızı, sarı, yeşil yapraklarıyla büyüleyici. Her adımınızda, yepyeni bir dünya keşfetmiş gibi oluyorsunuz. Parkurlarda bazen bir düzlükten bazen bir yokuştan ilerlerken, bazen bitki örtüsü değişiyor, kendinizi farklı alanlar içinde gezinirken buluyorsunuz. Özellikle sonbaharın dökülen sarı yaprakları ile doğa farklı bir havaya bürünmüştü. Yılın ilk karından hemen önce yürüyüşümüzü yapmış olduk. Sabah yağmur yağmasına rağmen, Uludağ'ın kum ve kayalık yapısı sebebiyle yerler çamur değildi ve rahatlıkla yürüyebildik. Ormanda yolunu bulmak zor, ara ara patikaların sayısı artıyor, hangi yöne gideceğinizi şaşırıyorsunuz. Bazı doğa severler yollarını bulmak için ağaçlara işaret bağlamışlar, bir süre sonra bu işaretleri bularak, içimizdeki merak ve keşif duygusu ile yola devam ettik. Hedefimiz Bakacak Seyir Terasına ulaşmaktı. Ancak 1 saat yürüyüp yolun bitmediğini anlayınca rotadan sapmıştık. Ana yola ulaştığımızda Kurtkaya yürüyüş parkurunu tamamlamıştık.
Kurtkaya-Sarıalan Yürüyüş Parkuru: 5 km Orta zorlukta bir parkur. Çobankaya' dan başlayan bu parkur, oteller bölgesine kadar devam ediyor. Sarıalandan yürümeye başlayınca, rotanın sonunda dik bir yamacı tırmanmak zorunda kalıyorsunuz. Son etap yaklaşık 1-1.5 km kadarı biraz zorlu. Yolumuzu kaybettiğimiz noktada, biraz endişelensekte, bir şekilde bir noktaya ulaşacağımızı biliyorduk! ama nereye çıkacağımız sorusu meçhuldu. Belkide işin heyecanı burada gizliydi. Bir ara ormandan garip sesler duyduk! Eyvah Ayı mı..? biran nefesler tutuldu, ses dikkatlice dinlendi, biraz yüreklere su serpmek için yok canım denilse de, içimizi bir korku kapladı. Tekrarlayan sesin, iş kamyonu olduğunu düşünerek yola devam ettik! Ayı, kurt, yaban hayvanları ile karşılaşmak mümkün! Rotamızı takip etmeye ağaçlara bağlanan çaputlar ve Jandarma levhaları ile takip ediyorduk. Ancak karıştırdığımız noktada bağlanan çaputların renginin değiştiğini sonradan farkettik. Jandarma tabelalarını sayı olarak hiç atlamamıza rağmen bir yerde karıştırdık:) Planlanandan uzun süren yürüyüşümüzte yolu bulma endişesi taşısakta, doğa öyle güzel ve eğlenceliydi ki.. kaybolabilirdik. Karşılaştığımız dik yamaç, yosun kaplı kayalıkları ve görüntüsü ile tırmandıkça büyülüyordu! İnanılmaz güzel bir manzaraydı. Yavaş yavaş araba sesini duyuyor ancak ulaşamıyorduk! Derken kara göründü:) 1.5-2 saat gibi bir sürede parkuru tamamladık. Oteller bölgesine ulaşınca tabeladan baktık ki, belli bir noktadan sonra diğer rotaya kaymışız. Ancak yeni keşifler herzaman heyecan verici oluyor! Benim için hiking anlamında bir ilk olan bu rotanın devamı gelir umarım.

Uludağ ve yürüyüş parkurları ile yeni planları hemen yaptık. Daha çok rota izleyip, yeni keşifler bizi bekler..


4. Sarıalan ve Çobankaya Kamp Alanları

Uludağ'ın keyfini çıkarmanın ve konaklamanın bir alternatifi. Sarıalan ve Bakacak seyir terası arasında kalan bu alanlarda, çadır kurabiliyorsunuz. Baharda kamp kurmayı da planlarımıza aldık.


5. Uludağ Downhill - Dağ bisikleti sporu

Dağ bisikleti ile bir tepeden aşağı inme suretiyle yapılan, adrenalini fazla yüksek bir spor. Ülkemizde çok yaygın olmamakla birlikte, bir grup doğa ve adrenalin sever biraraya gelerek bu ruhu yaşatıyor. Arkadaşımda bu tutkunlardan biri (@zzaferaydin instagram hesabından maceralarını takip edebilirsiniz.). Haftasonu bisikletini sırtına alıp, Uludağ tepelerine çıkarak, kendilerini kayalık, dar patikalardan aşağıya bırakıyorlar. Fazla çılgınca gelsede, adrenalin ve heyecan tavan! Bu sebeple Uludağ ile ilişkisi pek bir samimi! Uludağ 'downhill' tutkunlarının da buluşma noktası. Teleferik ile çıkıp, çılgınlar gibi tepeden aşağıya iniyorlar. Videoları izledikçe, insanın yüreği ağzına geliyor. Yüksekte olmanın verdiği potansiyel enerjiyi, kinetiğie verirerek elde ettikleri hız ile taşlık, kayalık, toprak yollardan hızla aşağı inmek cesaret gerektiriyor. Çılgınlık gibi gelse de bu sporu sevenler büyük bir tutkuyla bu işin peşindeler. Arkadaşımdan kısa bir video rica ettim, büyük bir heyecanla paylaşmak isterim.

Bu alanda birde Türkiye şampiyonumuz var Burak Uzun, kendisi 2016 yılı Erciyes 'Downhill Türkiye Şampiyonası' birincisi. Benim yeni tanıştığım bu spor dalının ülkemizde gelişmesini umut ediyorum. Oldukça heyecanlı, aileler içinse bir o kadar endişeli bir spor.



Ek olarak Saftanboğa Şelalesi ve Göller Bölgesini gezerek, yaz aylarında yüzebilirsiniz. Biz sonbaharda keşfedince ve İstanbul'a bu kadar yakın bir doğa kaçamağı keşfedince her mevsim için planlar yapmaya başladık.

İyi gezmeler,
Kasım, 2017

0 yorum:

atıştırmalık,

Pancar Tabule - Kinoa mı Bulgur mu?

11:07 yesimdusova 0 Comments


Bir süredir Kinoa modası var. Kinoalı salatalar, bulgur/pirinç yerine kinoa kullanmalar. Bizim bulgurumuzun yerini kim doldurabilir. (Sözüm meclisten dışarı, gluten alejisi olanlar için güzel bir alternatif) Kinoalı kısır olur mu mesela:) Olmaz.. Güzelim, domatesli bulgur pilavının yerini kim alabilir ki.. Kinoa da oldukça besleyici ve yüksek protein içeriğine sahip bir tohum. Evet Kinoa bir tahıl değil, ıspanak ve pancar ailesinden bir bitkinin tohumu. Bu sebeplede gluten içermiyor. Bunun yanında kinoayı salatalara ve pırasa yemeğine yakıştırıyorum. Ancak bu akşam tercihim bizim topraklarımızdan, bulgurdan yana. Yüksek lif içeriği, besleyici değerleri ile bulguru değerlendirmek lazım. 


100 gBulgur KinoaKinoa (Pişmiş)Bulgur (Pişmiş)
Protein (g)12144.43
Kalori3423687283
Yağ (g)1.3620.24
Karbonhidrat (g)76642119
Lif içeriği (g)12.5734.5

NOT: Tablodaki değerler formsante sistesinden alınmıştır.




Kinoa Güney Amerika kökenli bir bitki olup, zor şartlarda bile kolayca yetiştirilmesinden dolayı Birleşmiş Milletler Tarım Örgütü tarafından 2013 yılı Kinoa yılı ilan edilerek dikkatler kinoaya çekilmiştir. Kinoa, yüksek protein değeri ile sürekli ön plana sürülse de, bulgur ile aralarında rekabet edemeyecekleri bir durum yok. Kinoa bazı içerdiği temel aminoasitler açısından ön plana çıksada bu iki ürünle beraber ne tükettiğinizde bu durumu etkilemektedir.

Bağırsak floramızı ve damak tadımızı çocukluğumuzdan beri yetiştiğimiz koşullar belirlemektedir. Bunu düşününce yerli üretilen bulgur varken, ithal edilen kinoanın pazarda ön plana çıkması biraz üzücü. Yıllarca diyetlerde pirinç yerine önerilen bulgur, hala karbonhidrat olarak görülüp, kilo alma korkusundan yenmez iken kinoa biranda diyet menülerine girdi. Kendi ürünlerimize sahip çıkıp, tarımımızı desteklemeliyiz. 

Bu arada aldığınız baklagillerin üretim yerini kontrol ederek, yerli üretim olmasına özen gösterirsek, kendi ülkemizdeki çiftçiyi de destekleyerek, bilinçlenebiliriz. Bulgur pilavını çok sevsemde bizim evin temel besin öğesi değildir, alışkanlığımız yok. Bulgur bizim evde yavaş yavaş kendine yer edinirken, sizinle çok severek yediğim, hatta kavanozlara paketleyerek ofise götürüp, tükettiğim salatadan bahsetmek istiyorum. Kendi başına bir öğün bence, üstelik ihtiyacınız olan birçok besini birarada bulunduruyor. 


Pancar Tabule

1 kupa bulgur (pişmemiş),
1 demet maydanoz,
1 adet orta boy haşlanmış pancar,
1 adet portakal,
1/2 nar,
2 adet orta boy domates ya da 10-12 adet cherry domates,
6-7 adet ceviz,
Zeytinyağı, balsamik (damak tadına bağlı olarak limon, nar ekşisi kullanabilirsiniz)

Bulgura kırmızı renk vermek için kabuklarını soyarak haşladığınız pancarın yanına bulguruda atarak beraber kaynatınız. Bulguru ve pancarı kontrol ederek, önce pişeni çıkartınız. Bulgur yenebilecek kadar pişmişse alabilirsiniz. Pancarı çatal ya da bıçak kullanarak pişip/pişmediğini kontrol edebilirsiniz. Pancar geç pişiyor bu sebeple, pancar piştikten sonra pancarı çıkartıp suyunda da bulguru kabartabilirsiniz. Bulgur hızlıca kabarmaktadır.
Bulgur pişip soğuyunca, maydanoz doğranarak eklenir.
Pancar, domates, portakal ufak ufak doğaranarak ilave edilir.
Ceviz ağıza gelecek irilikte öğütülerek ya da elinizle ufak parçalar halinde ekleyebilirsiniz.
Narı ayıklayarak yarısını ekleyebilirsiniz. (Damak tadınıza göre arttırabilirsinizde.)
En son bir ufak kavanoz içinde 1/3 balsamic, 2/3 zeytinyağı olacak şekilde bir karışım hazırlayarak salatanızı lezzendirebilirsiniz. 

Pancar tabule meyve içermesi ile tatlı-ekşi-tuzlu karışım bir lezzet. Ekşi seviyorsanız çok seveceksiniz.

Afiyet olsun..

0 yorum:

akşamyemeği,

Kış Çorbası - Pancar Çorbası

12:20 yesimdusova 2 Comments



Havalar soğumaya başlayıp pancar ve balkabağı reyonlarda yerini aldıysa kış gelmiştir. Mutfağın camından rengarenk yapraklarla bezenmiş ağaçları seyrederken, mutfaktada renkli birşeyler pişmeliydi. Ozaman balkabağına geçmeden pancarla neler yapabilirim? Herşeyden önce mor/kırmızı bir pancar çorbası içimizi ısıtmak için ne güzel olurdu. Birde et suyuyla yaparsak, bağışıklığımızı güçlendiririz. 

Birde damağımda bahardan kalma bir pancar tabule tadı var. Mayıs'ta Kabak Vadisine gittiğimizde Lilith'in lezzetli mutfağından bahar meyveleri ile hazırlanmıştı. Mevsim kış, çilek uygun olmaz. Bende nar ve portakal eklerim. Öyle de lezzetli oldu ki. Önce Pancar çorbasından başlayalım, sonrada tabulenin tarifini veririm.



Pancar Çorbası

2,5 adet iri pancar
1 soğan, 1 diş sarımsak
1 havuç
1 patates
1 ufak kase et suyu
Su

Pancarları önceden haşladım. Pişince pancarları ayrı bir tencereye alarak  soğan, sarımsak, patates ve havucu iri halde doğrayarak ekledim. Et suyu ve üzerine birazda su ekleyerek, bütün sebzeler pişine kadar kaynattım. Sebzelerin pişip-pişmediğini bıçak saplayarak test ediyorum. Ya da bir parça dışarı alarak tadabilirsiniz. Sebzeleri blendrdan geçirip püre haline getirdikten sonra kıvamını kontrol edin. Eğer çorba koyu olduysa kaynamış su ilave ederek, biraz daha kaynatabilirsiniz. Tuz ve karabiber ekleyerek, servis edebilirsiniz.
Arzu ederseniz, servis sırasında kaselerin üzerine biraz krema ekleyebilirsiniz.
Kurumuş, kalan ekmekleriniz varsa onları ufak ufak keserek fırınlayabilirsiniz ve çorbanıza ekleyebilirsiniz. 

Afiyet olsun..

2 yorum:

ballagio,

Como Gölü ve Köyleri (Bellagio, Menaggio, Varenna) Gezi Notları

03:21 yesimdusova 0 Comments


Milano'ya gidelim.. Herşey Fulya'nın Milano'da bir kütüphanede bulunan kitabın peşine düşmesi ile başladı. Derken, fikirler ortaya atıldı ve güzel bir tatil planlandı. Amaç, Fulya'nın ödeviydi:) gezmek ikinci plandayken, bir anda hangi gün nereye gitsek diye tartışır olduk. Haftalarca, bilet alma, plan yapma, otel rezervasyonu için toplanır hale geldik:) Gezi sonrası en çok bunu özleyeceğiz:)



Bergamo havalimanına 13:20 civarında ulaşarak arabamızı kiraladık. Araba ile gezeceğimiz kuzey İtalya turunu aşağıdaki gibi planladık; (28.01-01.02.2017)


Lombordiya Bölgesi Gezi Planımız

1. gün : Öğleden sonrası - Como ya varış ve gece gezmesi:)
2. gün: Menaggio-Varenna-Bellagio - Akşam Milano yolcusu
3. gün: Milano - Akşam Venedik'e yolculuk
4.gün: Venedik - Akşam Verona' yolculuk
5.gün: Sabahın köründe Verona gezilerek, 14:55 uçağı ile İstanbul'a dönüş:)

Apler ve Po nehri arasında kalan Lombordiya Bölgesi, gotik binaları ve kültürü ile size farklı bir hikaye yaşatıyor. Daha önce Roma'yı gezerken farketmediğim birçok noktayı bu gezimiz sırasında keşfederek, bir İtalya'n gibi yaşamaya çalıştık. Aslında zorlandık:) 


İtalya'da dikkat edilmesi gerekenler:

Öncelikle güne çok erken başlıyorlar. Sabah 7'de cafeler açılıyor ve 10-11 civarında birçok kafede kruvasan bulma şansınız olmuyor. Ancak fırınlarda kalıyor:) İşe giden insanlar ve yoğun turist akımına uğrayan bölgede güne erken başlamak büyük bir avantaj. Sabah erken açılan restorant ve cafeler öğlen 15:00 da kapanıyor. 15:00-19:30 arası neredeyse bütün restorantlar kapalı, ancak ayaküstü atıştırabileceğiniz küçük büfe ve cafeler açık oluyor. Mutfaklar kapanıyor. Aynı şekilde öğlen kapanan bazı mağazalarda saat 15:00 sonrası kepenklerini yeniden açıyor. Öğle arasında birçok mağazada kapalıydı. Öğle yemeğini kaçırmamızı tavsiye ederim.


Akşam 18:00-21:00 saatleri arasında da aperotivo olarak servis yapan restorantlar mevcut. Akşam yemeğini aperatif birşeyler geçirdiklerini görüceksiniz. Öğle yemeğinde herkes porsiyon yemek yerken, akşam yemekleri genellikle hafif bir içki ile beraber  peynir, salam, sucuk, makarna, pizza vb. ile atıştırdıklarını görüceksiniz. Happy hour olarakta geçen bu saatlerde bazı cafeler içecek fiyatı alarak, yanında bir tabak açık büfeden istediğinizi yeme imkanı sunuyor. Bazıları tabak içinde ek ücret talep edebiliyor. Açık büfeden istediğiniz yiyeceği alabiliyorsunuz. Aperotivo ve öğlen saatlerinde herkesin kırmızı renkli hafif bir içecek tercih ettiğini görüceksiniz. Bu da İtalyanlara özgü Aperol Spritz olarak geçen portakallı bir içecek.


CoMo Gölü Çevresi -Menaggio-Varenna-Bellagio / Masal diyarına yolculuk


Como gölü ve çevresi ünlü ve zenginlerin dinlenme mekanı. İtalya'nın zenginlerinin Milano'da milyarderlerinin ise Como da yaşadığı söylenmektedir. Zenginin malı zügürdün çenesi yorarmış. Etrafta görülüp, gezilecek bir sürü villa var. Como gölü Alplerin eteklerinde yer alan, eşsiz bir manzraya sahip, etrafı dağlarlar çevrilidir. Etrafı rengarenk dev ağaçlarla çevrelenmiş, dik yamaçların yer aldığı, tepelerde kar manzaralarıyla büyüleyici bir atmosfer. Özellikle göl çevresinde araba ile tur atmak keyif verici. İtalya'nın en büyük 3. gölü, doğası ve sakin havasıile sizi sarıp sarmalayarak uzaklara götürüyor.

Como'ya vardığımızda hava kararmıştı. Otelimize yerleştik. 4 kişi kalacağımız için 2 odalı bir ev tutmuştuk. İtalya'da genel olarak araba park etmek sıkıntı. Özellikle 8:00-20:00 arası aracınızın çekilme ve ceza yeme ihtimaliniz yüksek. Ayrıca, araç park yerleri zone lara ayrılmış durumda. Bazı bölgeler orada yaşayan bina sahiplere ayrılmış. Park ederken, levhaları okumayı unutmayın. 1 saatlik otopark ücreti 1 euro civarında. Buraya tren ile gelmekte mümkün ancak araba ile çok daha rahat gezebilirsiniz. 


Kendimizi Como sokaklarına atıyoruz. Şehir göl kıyısına doğru dikey olarak konumlanmış. Yukarıdan yürümeye başladığınızda, şehrin kale ile çevrildiğini görüyorsunuz. Yürüyerek gezebileceğiniz ufak bir yerleşim. Birbirine paralel dar sokaklarda gezinebilirsiniz. Sokak aralarında ufak tasarım mağazaları, cafeler, aperatif mekanlar mevcut. Como ara sokaklarında hiç ummadığınız noktalarda restorant ve cafe ile karşılaşabilirsiniz. Her birinin kendine has bir dokusu var. Hatta bir çok cafe çok küçük, içeride 2-3 masa bulunuyor ya da sadece bar kısmı mevcut, cafe sahibi ile sohbet edebileceğiniz, bistro tarzı yapıdalar. Bazı cafeler ise eskici gibi görünüyor, bir yandan eşya, kıyafet satarken bir yandan farklı tasarımda masalar görüyorsunuz. Dükkanların dış görünüşleri, iç tasarımları ve tabelaları kendine has ve özel tasarımlar.

Bu kasabada en güzel meydan Piazza Volta, pili icat eden Alessandro Volta'nın heykeli yer alıyor. Göl kenarına yakın bir noktada bulunuyor. 'Amerikalı Benjamin Franklin’in “yanabilen hava” makalesini okuduktan sonra metanı keşfeder ve İtalya’da metan arayışına başlar. Kapasitans üzerine çalışmalar yürüterek, potansiyel ve yükü ayrı ayrı inceleyerek aralarındaki ilişkiyi keşfeder. Elektrik birimi bu sebeple volt olarak isimlendirilmiştir. Luigi Galvani, iki metali seri bir şekilde kurbağa bacağına temas ettirdiğinde “hayvansal elektrik” olarak adlandırdığı bir şeyi keşfeder. Volta ise kurbağa bacağının şu an elektrolit dediğimiz iletken ve elektrik dedektörü olduğunu fark eder. Kurbağa bacağının yerine tuzlu su ile ıslattığı bezi kullanarak daha önceki çalışmalarına benzer bir elektrik akışı tespit eder.' Volta'da Como da dünyaya gelmiş. Bu meydanın çevresinde birbirinden güzel cafeler mevcut. Özellikle 'Vintage Jazz Bar' (Via Olginati) yer aldığı ışıklı sokak ve dışarıda birkaç masası ile harika bir atmosfere sahip. Akşam üzeri Apertif birşeyler atıştırmak için güzel bir mekan.

 

Akşam yemeği için açık bulduğumuz Piazza Covour meydanında yer alan 'Cafe Touring' e oturup, 4 peynirli pizza yiyoruz. Üzeri dolu dolu peynirle geliyor. Peynirlerin her birinin tadını alabiliyorsunuz. Şarapları da genelde Friuli olarak adlandırılan meyve aromalı ve hafif. Biraz sokaklarda gezdikten sonra, Via Bernardo Luini paralelinde yer alan Via Adamo Del Pero sokağından sapınca Via Natta üzerinde harika cafe ve restorantlar görüyoruz. 'Cafe Natta' atmosferi ve dekoru ile harika bir yer. Ancak açılmasını bekleyene kadar, karnımızı doyurmuştuk. Bu sokakta 'Instant Coffee' adlı çok sevimli bir kahveci var. Tatlı ve cappucino çok güzeldi. Kocaman ve sempatik kupalarda dolu dolu ikram ediyorlar. 


Via Vittorio Emanuele II, Via Bernardino Liuni mağazaların olduğu birbirine paralel iki cadde. Vittorio Emanuele II caddesi sonunda Cattedrale di Como katedralini göreceksiniz. Buradan göle doğru yürüdüğünüzde Piazza Covour meydanına çıkıyorsunuz. Yüzünüzü göle dönünce, sağ tarafa doğru yürüdüğünüzde bir sürü restorant ile karşılaşıcaksınız. 

Lungo Laria Trieste sokağına doğru yürüdüğünüzde göl manzaralı, sokaklarda masaları olan restorantları görüceksiniz. Bu yoldan göl boyunca yürüyünce Funicolare Como-Brunate çıkıcak. Kişi başı gidiş geliş 5 euroya füniküler ile Brunate kasabasına çıkmanız mümkün. Dağın tepesinde yer alan bu kasabaya, dik bir yoldan çıkılıyor. Füniküler ile seyahat etmek çok keyifli. Etrafı komple camlarla çevrili füniküler, yavaş yavaş gökyüzüne yükselirken, göl bir anda ayaklarınızın altında kalıyor. Bir anda ağaçlar arasında beliren eşsiz manzaralı göl ve Como kasabası beliriyor. Dağların tepelerinde hala kar varken, dimdik yamaçlarla çevrili büyülü bir manzara sizi bekliyor. Sabah erken saatlerde çıktığımız Brunate köyünde yapılacak çok fazla bir aktivite yok. Bir meydana çıkıyorsunuz, burada birşeyler yiyip içip, alış veriş yapabilirsiniz. Güneşin doğuşu ile beraber, sisin arasından ışıldayan güneş ışınları arasında manzarayı seyre doyamıyorsunuz. Tepeye bisikletleri ile çıkan sporcuları görüceksiniz. Biz geri dönerkende, aşağıda büyük bir kalabalık bekliyordu. Kış döneminde olmamıza rağmen oldukça fazla turist vardı. Fünikülerden inince, bu sefer göl kenarında Viale Geno caddesi boyunca yürüyen insanları görüceksiniz. Yürüyüş, bisiklet ve sakin bir hayat için Como eşsiz bir kasaba. Sık sık cappucino molası vererek, buradaki gezimizi tamamlayarak gölün erafındaki köylere doğru yol alıyoruz. 

 

Como dan Menaggio ya geçiyoruz. Burada iskelede ücretsiz otopark olduğunu okumuştuk. Haritadan Menaggio ve Bellagio ya Como'dan çizdirince daha kısa sürede ulaşım veriyordu. Gezimizi Menaggio, Varenna, Bellagio olarak tasarladık. Menaggio'dan her iki kasabaya da aynı sürede ulaşım var. Hangisi önce geliyorsa onu seçtik:) İndiğinizde biletlerinizi almayı unutmayın. Saatte bir gibiydi vapur tarifeleri. Ulaşım kişi başı 5.40 euroydu. Arabayı da Menaggio da iskeledeki ücretsiz otoparka bıraktık. Menaggio ya gelirken, sahilden geliyorsunuz. Yolda eşsiz manzaralarla karşılacaksınız. Dağların görüntüsü, göle düşen yansımaları, bir şehir içine giren bir göl kenarından giden eşsiz bir yol. Çok keyif alıcaksınız. Bir anda kendinizi eski binaların arasında dar sokaklarda buluyorsunuz, derken yol dönüyor ve güneş ışınlarıyla göl gözünüzü alıyor. Çok fazla bisikletli var. Grup halinde seyahat ediyorlar. Öyle ki arabalar bile onları sollamakta güçlük çekiyor. Yanınızdan vızır vızır geçiyorlar. Özellikle Tremezzina da sağa çekip (Tremezzo kasabasını geçince), fotoğraf molası vermelisiniz. Mavinin bin bir tonu.. güneş dağların tepesinden doğuyor ve gözünüzün içine giriyor. Soğuk havada bir an içinizi ısıtıyor. Göldeki huzur, Allah'ım burda ölmek istiyorum dedirtiyor:) Çoook güzelll.. diyip nutkunuz tutuluyor:) Tremezzo-Cadenabbia arasında Villa Carlotta şatosu bulunuyor. Lenno kasabasında, Villa del Balbianella (James Bonda, Ocenas 12, Star Wars II ye ev sahipliği yapmış bir şato) şatosu bulunuyor. Meraklıları uğrayabilir.




Menaggio: İskeleye arabayı bırakıp, kasabanın merkezine yürüyoruz. Çok küçük bir yer. Sahil boyunca çok güzel bir yürüyüş alanı yapmışlar. Herkes ailecek göl kıyısında yürüyor. Ara sokaklarında birbirinden güzel restorantları, yüzünü güneşe vermiş binaların alt katlarındaki cafeleri ile etkileyici. Bir cappucino içmeden olmaz:D Her kasabada bir kahve;) Burada en fazla 1-2 saat vakit geçirebilirsiniz, mola dahil:) 

 

Varenna: İskeleden kasabaya yaklaşırken, heyecan başlıyor. İskeledeki sarı otel binasından gözünüzü alamıyorsunuz. Burda inip sağa doğru yürümeye başlayınca, merkeze gidiyorsunuz. Daracık patika bir yol. Taştan yapılmış, kalenin zindanlarının bir kısmını andırıyor. Küçük bir merkeze geliyorsunuz. Dağın eteğine kurulmuş bir kasaba, yukarılara doğru şekillenmiş. Kafanızı her dar merdivenli sokaktan uzatıp, merakla bakıyorsunuz:) Sahili izlediğinizde yol sizi kasabanın meydanına yukarı çıkarıyor. Burada da bir şato var. Kocaman bahçeli. Vaktimiz olmadığı için gezmiyoruz, harika bir botanik bahçesi var. Şatolara giriş ücretli ve genelde 7-9 euro arasında değişiyor.  Villa Monastero villasına kapıdan bakarak ayrıldık, gezmek için en az 1-1.5 saate ihtiyacınız var. Ayrıca tepede Castello Di Vezio kalesi bulunuyor. Villa Monastero nun önündeki caddeden iskeleye doğru yürürseniz, Piazza S. Giorgio meydanına geliyorsunuz. Göle karşı ihtişamlı bir kilise (Chiesa di S. Giorgio) bulunuyor. Bu meydandaki bütün sokaklar göl kıyısına iniyor ve hepsinin kendine has ayrı bir karakteristiği var. Tepeden göl manzarası eşliğinde merdivenlerden iniyorsunuz. Göle karşı yol kenarında 'Varenna Coffee' var. Her yol buraya çıkıyor gibi:) Göl kenarında kokteyl içmek için harika bir yer. Bir yandan güneş içinizi ısıtırken, gölün sakinliğinde yemek yiyip, harika kokteyllerinden deneyebilirsiniz. İtalya'da kokteyl kültürü kahve kültürü kadar yaygın. Kahveyi sabah saatlerinde ve yemeklerden sonra expresso olarak tüketirlerken, kokteyl öğleden sonra ve akşam üzeri apperativo saatlerinde çok yaygın. İtalya'ya özgü (Garibaldi, Negroni ve Spritz ler mutlaka denenmeli.)

 

Bellagio: Son durağımız. Artık acıktık ve saat 15:00 ı geçti! Bütün mutfaklar kapatıyor, yetiştiklerimizde kapatıyoruz diyor! Göl kenarı komple restorantlarla dolu, ara sokaklardan yine tepeye mutlaka tırmanın. Bu kasaba bütün kasabalar arasında en güzel sokaklara sahip olan diyebilirim. Özellikle Como gölü fotoğraflarında gördüğünüz tepeden çekilmiş, harika tabelalar ve evlerin göründüğü geniş merdivenli sokak fotoğrafı buraya ait! Bu sokağa uğramadan dönmeyin:) Ferry Boat iskelesinden inince sola doğru (göle sırtımızı veriyoruz:)) dönünce, binanın altından geçişi olan Salita Serbelloni sokağına dönüyoruz. Bu sokağın manzarası zirvede kalıyor:) Tavsiyem yukarıdan aşağıya inmek.. Bu manzaraya arkanızı dönmek haksızlık. Bu sokağa paralel bütün ara sokakları tek tek inip, çıkmak istesekte, ayaklarımız buna direniyor:) Bütün ara sokaklar tepede Via Giuseppe Garibaldi sokağına çıkıyor. Burda öğle saati açık 'Cafe Vecchino' kafesine denk geliyoruz. içeride Türk bir garson bizi karşılıyor:) İtalya'da kafelerde Türklerle tanışmanız çok mümkün. 5 gün içerisinde 2 farklı restorantta denk geldik. Gnocchi ve makarnaların hazır olduğunu, pizzayı taze yaptıklarını söyledi. Bol domatesli, İtaliano pizza söylüyoruz. Genelde domates sosu kullanılıyor, salça yemeklerde yok. Bütün domatesler taze ve mevsimindeymiş gibi lezzetli. Gün batımı bu kasabadan harika izleniyor. Dağın eteklerinde yer alan bu yeri, uzaktan izlemekte keyifliydi. Gün batımında bir sonraki ferry boat u beklemek için 'Bar Sanremo' göl kenarındaki masalarına oturuyoruz. Dağların göle yansımalarını, pembe, mor tonlar arasında izliyoruz. Birer kahve ve sıcak çikolata söylüyoruz. Gün batımını seyre dalıyoruz..



Lombordiya Bölgesi Gastronomi - İtalya'da neler içilir? İtalyan kahveleri, kokteylleri ve peynirleri..

Menülerde kokteyl ve şarap menüsünün ne kadar geniş olduğunu görüceksiniz. İtalya'nın bu bölgesinde Fransız kültürü hakim gibi görünüyor. Bol bol şarap evleri ve peynir tabakları görüceksiniz. Hem şarap satışı yapılan hem de içebileceğiniz mekanlar ağırlıkta. Her yer şarap şişeleriyle dolu:) Food and Wine olarak geçen bu restorantlarda farklı şaraplar tadmanızda mümkün. Aperatif birşeyler atıştırmak için oturduğunuzda masanıza atıştırma tabağı gelmektedir. Zeytin, sirkeli minik soğanlar, fıstık ve patates kızartmasından oluşmaktadır. Zeytinleri tuzsuz ve kocaman geliyor.

Peynir çeşitleri birbirinden güzel. Restorantlarda atıştırmalık ve peynir tabakları bulunuyor. Bazılarında inek, keçi ve koyun peynirlerini ayırmaktalar. Bol bol peynir yiyin derim. Mozarella, parmesan (parmigiano-reggiano), acı biberli peynir, tatlı gorgonzola (yumuşak içerisinde yeşil küfü yapılar var.), keçi ve koyun peynirleri tadabilirsiniz. Hepsi birbirinden güzeldi. Özellikle mozarella bizimkilerden daha farklı kremamsı, pufidik bir yapıya sahip ve çok lezzetliydi.



Kahveler:
Cappucino: Köpürtülmüş süt ile beraber servis edilen expresso. Oldukça lezzetli
Cappucino di Soia: İtalyan kahve makinesi ile yapılıyor.
Cappucino ginseng: Ayrı bir makinası var ve İtalyan kahvesi olarak geçmiyor.
Americano: Expresso üzerine, sıcak su koyularak yapılıyor. Birçok yerde expresso fincan ile sunularak, sıcak su yanında ayrı geliyor.
Morrochino: Çok ufak fincanlarda servis ediliyor. Expersso, çok az süt ve çikolata sosu ile süslenerek servis ediliyor.
Latte: İtalyanca süt demek:)
con ponna: kahvelerin, sıcak çikolata ve tatlıların yanında yazıyor, krema demek. Kremaları daha pufidik ve sütlü köpük gibi bir tadı var. Çok lezzetli.



Kokteyller:
Garibaldi: tatlı bol şekerli portakallı bir içecek
French Martini: güzel ve tatlı
Negroni: İtalyan kokteyli - Red velmouth**, bitter campari*, soda - acı ve sert bir içecek
*Campari: 60 tan fazla malzemenin karışımıdır. Acı otların kaynatılması
 kokulu bitkiler ve alkolle karıştırılan bir İtalyan içkisidir. Sek içilebildiği gibi meyve suları ile karıştırılmaktadır. 
**Vermut, alkolle takviye edilerek güzel kokulu bitki ve baharatlarla "aromatize" edilmiş bir tür şaraba verilen addır. Şarabın 'alkolle takviyesi'nden kasıt içerisine brandy veya benzeri bir distile (damıtık) alkollü içecek ilave edilmesidir.
Aperol Spritz: Farklı türleri mevcut, bir çok restorantta farklı içerikte spritz kokteyl bulabilirsiniz. İtalyanların atıştırmalıklarla tercih ettiği, kırmızı renkli aperatif bir içkidir. 

İçkilerin hazırlanışı için tıklayınız.

Kokteyl fiyatları bir çok yerde 6 euro civarında iken, 
Aperol spritz benzeri içecekler 2.5-3.5 euro 
Cappucino 1.30, americano 1.80 civarlarındadır.
Bir tabak makarna, pizza, lazanya fiyatları 10-12 euro arasında değişmektedir. 

Şubat, 2017

0 yorum: