24 Şubat 2015 Salı

Alkali Diyet - Sebze Suyu



Bu ara tesadüf eseri keşfettiğim kitabın esiri oldum. Uzun zamandır sağlıklı beslenme ile ilgili yazılar okuyup, araştırsam da, bu kitap hayata dahası metabolizmaya ve insan vücuduna bakışımı degiştirdi. Yediğim yemeklerin sindirim sonrası parçalanarak, bağırsaklardan emilen vitaminlerin ve ortaya çıkan asitlerin damarlarımda gezmemesi için salgılanan hormonlar ve sonrasında o asitlerin kanımdan uzaklaştırılması hepsinin birer yağ deposuna dönüşmesi.. Bütün bunlarda ne demek diyorsunuz:)

Uzun zamandır duyduğum ama sadece kulaktan dolma bilgilerle sebebini anlatamadığım alkali diyet olayını anladım. Aslında sindirdim:) Alkali bir şekilde beynimde yer etti.. Kitabı 1-2 haftadır elimden düşürmüyorum. Uzun yıllar diyet yaptım, hep tombul bir çocuktum. Ben gibi kilolu (ama çok sempatiktik:)) olan en yakın arkadaşımın annesi, kızlar azıcıkta tabağınızda yemek bırakın derdi! Annem bize bir şeyler yediremedi diye hiç üzülmedi :) Ne zaman diyet yapmaya başlasam annem tarafından ergenlik çağındasın ye kızım diye engellendi. Ve bütün genç kızlığım tombul geçti.. Belki de neyi nasıl yapacağımı bilmiyordum! Erasmus yolculuğumla kendimi ve sağlıklı beslenmeyi keşfettim. Zamanla yediğim içtiğim, canımın cektiği şeyler değişti. Hala yemek seçmem ve her şeyi yerim.. Ama zamanı ve yeri önemlidir. Bedenim her şeyden önemli..



Ofiste bir arkadaşım babasına "O kadar dikkat ediyorum, spor yapıyorum ama hala kilomda bir değişim yok" diye ağlandıktan sonra babası ofise bir kitap gönderiyor. Elindeki kitabı görünce, okuyabilir miyim diye atladıktan sonra, serviste 1 saatlik yol boyunca, her cümleyi okuyup, şaşırarak geçirdim. Yanımda oturan kızı sürekli bilgilerle taciz ederek, uzun uzun yorumlayıp, nerede yanlış yaptığımızı tartıştık.



Ben kitabı şans eseri keşfettim.. Dr. Ayşegül Çoruhlu'nun "Alkali Diyet" kitabı. Her şeyi neden-sonuç ilişkisi ile anlatıyor. Doktorun anlatımı, bana çok yakın geldi ve kesinlikle bunu yiyin, şunu yemeyin demiyor. Sindirim mekanizmasını ve besin içeriklerini anlatıyor. Bunların vücudumuza etkilerinden bahsediyor. Gerisi size kalıyor. Bunu bir yaşam tarzı olarak edinmek ya da asitli yiyecekler ile vücudumuzu asitlendirmeye devam ederek yaşlanacağız.

En büyük hayalim, doğum sonrası kilo problemi yaşamamak ve yaşlı bir teyze (inşallah o günleri görürüz) olduğumda, incecik, fit bir görünüme sahip olmak.

Maydanoz,roka,zencefil,yeşil elma,yeşil biber,ıspanak suyu.
Kitap bana bugüne kadar, edindiğim tek tek bilgileri birleştirme ve bir mantık içerisine yerleştirmeme yardımcı oldu. Geçen sene okuduğum bir dergide tanıştığım zindesin olarak tanıdığım yaşam koçunun, sebze suyunun faydaları üzerine yazısını okuduktan sonra çok etkilenip, eve katı meyve sıkacağı alıp, her hafta farklı karışımlar hazırlıyorum. Başta çok severek içtiğimi söylemem ama şuan hepsini rahatlıkla içiyorum. Hatta dün gece içerisine pancar koyarak hazırladığım pek bir güzeldi diyebilirim:)

UHT sütler üzerine yazılanlar ise okadar ciddi ve akla yatkın ki.. Sütte benim için uç bir içecek yıllardır. Ya çok canım isterse ya da kek, poğaça vs. içersinde biraz tüketmiş oluyorum. İnsanız sonuçta, kesinlike dondurma yemem! şekeri ağzıma sürmem lafları mümkün değil!.. Başarmak büyük bir azim benim için. Keşke diyorum.. Ama ne çikolatadan ne de tatlıdan vazgeçemiyorum. Ama zararlarını ve tüketimini aza indirmek için elimden geleni yapıyorum.

Her şeyi okuyup, kendimize uygun hale getirip, yaşamımızı bir şekilde değiştirmeliyiz. Zaman zaman keyfi yemekler yerken, zaman zamanda hücrelerimizi doyurmalıyız. Ayşegül Çoruhlu "Mideni değil hücrelerini doyur" yazmış başka bir kitap kapağında.

Kendime 1 aylık hedef koymuştum. Telefonuma yüklediğim fitwell programı ile yediğim, içtiğim her şeyi not ederek, 1 ayda 2 kiloyu hedeflemiştim. Son haftadayım, hedefe yaklaştım ama bu hafta enerjimi biraz kaybettim. Demin yediklerim ve baş ağrımla mücadele etmem lazım.. Yeni yeni yoga yapmaya çalışıyorum, günlük 10-15 dk ile..

İçtiğim suyu kontrol etmek, mümkün olduğunca bol çiğ sebze tüketmek, kendini ve çevrendekileri daha fazla sevmek, mutlu olmak ve yürüyüş, pilates, yoga seni mutlu edebilecek ne varsa hayatına dahil etmek.
Bu fotoğraf alıntıdır. - Bu araki hayat felsefem :)

2 Şubat 2015 Pazartesi

Yunanistan - Chalkidiki - Sithonia - Yaz Tatili - Part 3

Athos Dağı
Yazı biraz özledik..Bir yandan da yaz tatili için planlar yapılmaya başlandı. Bizim Yunanistan planımızda böyle başlamıştı. Bir fotoğraftan yola çıkıp, kendimiz için yeni bir yer keşfettik. 2 yıldır yaz tatilimizi geçirdiğimiz bu yeri ilk izlenimlerimle size aktarıyorum. Yazının Part1 kısmı, Part 2 kısmı için üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz. İyi eğlenceler..

Ikinci ada Sithonia, buyuk heyecanla gittik oraya. Iki ada arasi bulundugunuz konuma bağlı olarak 30-40 dk. arası suruyor. Burası tam bircennet. Insan burada dogaya zarar verıcekler aman bırşey olucak dıye çok korkuyor. Aslında bızım guzel koymalarımızın, el değmemiş hali denebilir. Her yerde çam ağaçları, ortada tek gidiş-geliş bir yol var. Yol adanın etrafında komple donuyor. Bir noktada başlarsanız saatler sonra geri dönebilirsiniz. Arada geçiş hiç yok. Hatta bir kaç şehir merkezi dışında yollarda ışık yok, özellikle adanın Athos'a bakan kısmında tek bir şehir merkezi var ve etraf oldukça ıssız. Tam bir huzur merkezi. Eğer denize girmeyi, güneşlenmeyi, derinlere dalmadan balıklarla yüzmeyi seviyorsanız, bu ada harika..


Adadaki ilk durağımız, adanın hemen girişindeki Nikiti. Buraya tam öğle sıcağında geldiğimiz için hemen denize koştuk, aslında aklım etraftaydı nasıl bir yer diye. Uzun bir sahil kenarındaki bütün yazlık evler, aparta dönüşmüş ve harika bahçeleri, denizle aralarından geçen ufak yol ve palmiye ağaçları heryeri süslüyor. Ağaçların gölgesinde güneşlenebilirsiniz. Sakin, dümdüz bir deniz. Yüzmek burada güzel diyorsunuz. Deniz kum, yavaş yavaş derinleşiyor. Daha sonra arkadaki ufak dağa tırmanıyoruz. Tepeye çıkan yolda, eski taştan köy evleri. Zirvede kocaman bir kilise. Sokakların bazılarından geçiş yok, oldukça dar. Tepeden bütün köyü izleyebilirsiniz. Ayrıca bu köy-şehir balı ile ünlü, heryerde bal peteklerinin sandıkalrını görebilirsiniz. Yol üzerinde uğradığımız bir bal satıcısının hemen yanında atölyeleri var. Burada balı, petekten nasıl ayırdıklarını görebilirsiniz ve üzerine sıyrılmış taze petekten ufak bir paket yapıyor. O kadar çok çeşit bal var ki, şaşırıyor insan. Bir kaç çeşit çiçek balı, adaya özgü portakal balı, kestane balı.. Hepsinden tatmanız mümkün. Türkiyeye bal getirmek yasak. Biz bunu daha sonra öğrensekte, ada da yemek için ufak bir kavonoz alıyoruz. Ama aklım bal çeşitlerinde ve o güzel lezzette kalmadı değil.. Heryerimiz yapış yapış olmuş şekilde arabaya binip, otelimizin bulunduğu Neos Marmaras'a doğru yol alıyoruz.

Adayı turladıktan sonra anlıyoruz ki bu adada 2 büyük şehir var. Biri Neos Marmaras, diğeri Sarti. Ikisi birbirine zıt, adanın ayrı iki tarafında bulunan şehir merkezleri. Bu adada bu şehirde konaklamyı tercih ettik. Hotel Pella ya şirin balkonları ve hala geleneksel yapısını koruduğu için rezervasyon yaptırmıştık. Iyi ki de burada kalmişiz. Otelde ki misafirlerle ilgilenen Vesna ile tanışmak, gezimize renk kattı. Enerji dolu yapısı ile sabahları onu görmek çok keyifliydi. Otele astığı haritadan bize nerelerde eğlenebileceğimizi sorarken, bizi kendi gittiği ve arkadaşlarıyla buluşacağı tavernaya davet etti. Sirtaki izlemek istediğimiz söyleyince, bunun sadece turistleri eğlendirmek için otellerde yapıldığını söyledi. Ama mutlaka gelin, burası harika bir yer, çok eğleceksiniz dedi. Geleceğimize de ihtimal vermemiş:) Otel, apart tarzında, oda içinde ufak mutfakları ve kocaman balkonları var. Balkonumuz ufakta olsa deniz görüyordu. Biraz eski bir yer, çok bakım yapıldığı söylenemez ama sadece uyumak için gittiğimizi düşünürsek, yeterliydi.
Neos Marmaras, bir kısmı dağlık, denize ister dağın yamacından inip, ufak sahil kearında denize girebilirsiniz ya da merkezin ilerisinde ki plajda. Şehir merkezinin arka tarafından yürümeye başlarsanız, denizin renklerini seyrederek, merkeze liman tarafından iniyorsunuz. Aslında limandan çok balıkçıların mekanı. Hemen ilerisinde de birbirinden güzel, tavernalar. Fiyatlar öyle yüksek değil hatta bu adanın en pahalı yeri bu şehir. Deniz kenarında kumaların üzerindeki masalarda yemek yiyebilirsiniz. Yan yana dizilmiş tavernalar arasında seçim yapmak zor. Biraz ilerleyince merkeze geliyorsunuz, ufak dükkanlar, cafeler var. Şehrin manzarasının en güzel olduğu yerde, tepede denize nazır çok güzel bir kilise var. Yolu takip edip indiğinizde ise plajı görücekseniz.



Sabahları otelin önünden biraztepelere yürüyüp oradan merkeze inip, kendimize kahvaltılık ve Frappe alıyorduk. Sonra balkonumuzda keyifle yiyorduk. Kruvasan konusunda çok başarılılar, Fransızlar halt etmiş. Yediğimiz kruvasanın haddi hesabı yok, yalnız bir çok şeye domuz eti koyuyorlar ve sordugunuzda söylemeyi ihmal edebiliyorlar. Sabahları Frappe içmek hem serinletiyor hem de çikolatalı kruvasını bastırmış oluyor. 

Vesna'nın bizi davet ettiği mekana gelince 'Tucan' canlı müziği ile tam bir eğlence yeri. Sanki evinizin bahçesine giriyor gibisiniz, demir kapılardan geçip, herkes akşam yemeğini yiyor, içiyor.Bir yandan da canlı müzik. Saatler ilerledikçe insanlar masa üzerlerinde oynamaya başlıyor. Müzikler bize çok yakın hatta 'mavi mavi masmavi' şarkısının bir kısmını türkçe söylüyorlar. Hepsi çok sıcak ve neşeli insanlar. Sonra Buzuki çalmaya başlıyorlar. Çekilen acıları anlatanan, bizim arabesk e benzer bir müzik tarzı. Oldukça ağır, o acıyı içinizde hissedebiliyorsunuz. Bu seferde oynamak isteyenler tek tek sahneye çıkıyor ve mutlaka biri eğilip, alkış tutuyor. Oda etrafında döne döne farklı figürler ile şarkıyı yaşıyor bence. İzlemek oldukça keyifli. O gece çok eğleniyoruz. Vesna'ya buradan bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.

Logamandra Beach, tepeden görüntüsü
Logamandra Beach'e gelmeden, sakin bir koy.
Neos Marmaras'ın biraz yukarısında Logamandra Beach ve Mango Beach var. Bütün gün müzik eşliğinde eğlenip, denize girebilirsiniz. Biz buaraya varmadan, kayalıkların oluşturduğu küçük bir yerde, çamların altında denize girmeyi tercih ettik. Kassandra da yeterince Beach te vakit geçirmiştik. Denizin dibine girip ileriye baktığınızda mavinin her tonunu görüp, denizin altında ışık danslarını izleyip, sonra da yüzünüze çarpan mis gibi çam kokusu. Çocuklar gibi dalıp dalıp, bu keyfi tekrar yaşamak istiyorum.. Eşim paletle, yüzeyden balık arayışına başlıyor. 

Özellikle kayalık yerlerde denizin dibinde kalan kısımlarda, yosunlar arasında yaşayan balıkları bulabilirsiniz. Tam karşıda Kelyfos adası. Ufacık bir ada. Ada da deniz kenarında Beach Ball oynuyor herkes, vakitlerinin çoğunu deniz kenarında geçirdiklerini düşününce vakit geçirmek için güzel. Biz de hemen raket alıp, orda olduğumuz süre boyunca oynuyoruz, her nekadar yakın mesafeden olsa da! Burası hem otele yakın olduğu için hem de mis gibi çam kokuları arasında denize girmekten keyif aldığımız için en sık gittiğimiz sahildi. Son gün, güneşin altında yatıyoruz ama hava çok sıcak durulmuyor ve şemsiyemiz yok. Biraz ileride 3-4 şemsiye ile plaja evini taşıyan bir amca başımıza bir şemsiye getiriyor, teşekkür ediyoruz, derken bize buz gibi su getiriyor, siz misafirsiniz yanınızda herşeyiniz olmayabilir diyor. Bir kere daha Yunanlıların misafirperverliklerini görüyoruz ve çok duygulanıyoruz. Gerçekten çok sıcak kanlılar.

Toroni Beach
Neos Marmaras'ın biraz güneyine inince, Toroni'ye varıyorsunuz. Burası da ayrı bir cennet. Biraz ilerisinde Porto Koufo, huzurun ve sakinliğin koyu. İki dağın çevrelediği bu koy, aradan bir yerden denizle birleşiyor. Havuz gibi hem su duru hemde gerçekten rengarenk. Kıyının hemen girişinde taşlarla kaplı yosunlu alanda, birbirinden renkli balıklar görebilirsiniz. Biraz ilerisi ise tertemiz, masmavi. Çok güzel ve sakin bir koy. 



Bu koyda, eşimin bulduğu bu deniz kabuklusu ile bayağı vakit geçirdik. Kendisini nereye koyarsanız koyun, denize dogru yöneliyor ve dalgaların hareketiyle beraber denizde ilerliyor. Şekli aslında onun hayatta kalması ve ayaklarını kullanmadan rahatça yol katedebiliyor. Tamamen duyuları ile yol alıyor.
Kalamitsi Beach
Dağların arasından devam edince, çok ilginç koyları seyredip, birazdan beliren Athos Dağının ihtişamına hayran kalıyorsunuz. Buradan vadiye inince Skyia şehri var, dağlar arasında vadide kalan bir şehir. Biraz ileride Sarti ye varmadan Kalamitsi Beach var. Kocaman bir sahil.  Sahilden 20-25 m. uzaklıkta ufacık bir adacık var. Uzaktan bakınca ayrı bir güzel, yaklaşınca etrafındaki yaşam alanına hayran kalıyorsunuz. Ben hiç derinlere dalmadım, mercan kayalıkları sadece belgesellerde izledim. Burası bana yüzeyden balıkları seyretme, onlarla beraber yüzme imkanı verdi. Kayalıkların dipte oluşturduğu şekiller, su altındaki yamaçlar aralardan çıkan farklı türdeki balıklar.. Müthişti.. Ne yazık ki buradan hiç fotoğraf yok. Aldığımız su altı kamerası bozuk çıktı. Buraya gidiyorsanız, makinanızı mutlaka kontrol edin! Defalarca adacığın etrafında tur atıyoruz. Neredeyse balıklara karışan eşim ise oraya doyamadı. Herşey doğal ortamında ve bozulmamış. Çok büyüleyici bir yer.
Sarti Sahil, Sarti sahilde kurutulan ahtapotlar
Buradan akşam yemeği için Sarti'ye gidiyoruz. Sanırım Sarti de konaklamak daha iyi olurdu. Hem Kalamitsi Beach'e ulaşımı hemde daha turistik bir yer. Aslında burayı farklı kılan hem kalabalığı hem de kayaların denizde oluşturduğu farklı şekiller. Bir sürü yemek yiyebileceğiniz yer var. Burası akşamları oldukça kalabalık. Yunanistan'ın bir güzel yanıda her kafede internet var ve deniz kenarında o kafeden birşeyler aldıgınızda size internet şifrelerini veriyorlar. Burada restorant kenarlarına asılmış, kurutulmuş ahtapotları görmek mümkün. Athos Dağı en net buradan görünüyor, en yakın sahil sanırım. Buradan dönüşte, geldiğimiz yoldan gitmeyelim dedik ve adanın etrafındaki turu tamamlamak için yola çıktık ama oldukça karanlık ve ıssız bir yol! Gece yolu bilmeyenler için riskli bence.
Sarti Beach - Beyaz kumsal ve kayalıklar
Adanın diğer tarafındaki bir başka sahil ise Vourvourou. Burayı sevemedim aslında. Daha çok yazlık evlerin bulunduğu ve evler neredeyse denize sıfır olduğu için sahilin en hareketsiz olduğu yer. Vourvourou ya gelmeden, göl benzeri bir alan görüp giriyoruz. Daha çok karavanların ve kamp yapanların bulunduğu bu sahilde, deniz biraz bataklık gibi. Ama biz burada piknik yapıp, mangal yapmaya karar verdik. Ada da mangal yapan birini hiç görmedik ve türk ler olarakmangal yapmadan dönülmezdi;) Ertesi sabah balıkçıdan kendimize balık alıp, dolaba bırakıyoruz ve ertesi akşam mangala gidip, burada gün batımının keyfini sürüyoruz.
Vourvourou - Piknik
Ada da balık almak için erken kalkıp, gitmelisiniz. Yoksa balık bulmanız imkansız. Burada bol bol deniz ürünü yemekten midem kötü oldu! Ayrıca adaya Kassandra'da fazlasıyla bulabileceğiniz 'Mythos' yöresel biraları. Uzo ize bizim rakının aynısı. Ama ufak şişelerde ve ufak bardaklarda genellikle sek tüketiyorlar. Oldukça da ucuz. Çeşit çeşit uzo var. Yemeklerden de ayrıca bahsedeceğim. Bazıları gerçekten çok lezzetliydi.