20 Şubat 2014 Perşembe

Challah Ekmeği - Hala Ekmeği


Bu ara Zülfü Livaneli nin 'Serenad' adlı kitabını okudum. Kitap gerçek olan tarihi bir olayı, bir aşk hikayesi ve bir çok yaşam öyküsü ile hikayeleştirilmiş. Gerçekten nereden geldiğimizi ve zulmü anlatan kitap, yer yer küçük İstanbul tarihi bilgilerini içeriyor.

Hepimizin ailesi biryerlerden göç etmiş, ne zaman göç ettiğini hatırlamayan oldukça az insan var. Benim annemlerde Bulgaristan'dan göç etmiş, babamlar çok eskiden Selanik ten göç etmişler. Bunu niye anlatıyorum, kitapta Rumeli insanlarının karakteristik olarak, kafalarının vücutlarına oranla küçük olduğundan bahsediyor. Bir akadaşını tasfir ederken kullanıyor bu cümleyi ve bunun boynunu Avrupalılar gibi uzun ve ince gösteriyor. Okuyunca şaşırıyorum, göçmen olan ailemden, bu karakteristik özelliği bende taşıyordum. 
Özellikle İstanbul ile alakalı birçok küçük anektod var. Son yıllar, zorunlu göç ve zulüm hakkında birçok film çekilmekle beraber, aslında biz acıları olan bir toplumun, acılarını paylaşmamaya çalıştığı çocuklarıyız. Bir başka ayrıntıda geçmişimize dair yeterli kanıt bulamamış olmamız, aslında bu durumda bir çok kişinin zamanla göç etmesinden ve çok gerilere gitmeyen aile köklerimiz. Farklı coğrafyalarda, farklı ırklara ait insanlar, farklı sebeplerden hep aynı acıları yaşamışlar. Temelde hep bir var olma savaşı.


Kitapta Nadia, Ayşe, Maya ve Mari; 4 kadın karakter, bir şekilde bu acıları yaşamışlar. Kitap bitice sizde ağlamaktan tükenmiş gibi hissedebilirsiniz, ağlamadan. Acılarını paylaşıp, bilmediğimiz hayatlara dair yaşanmışlıklar edinebilirsiniz. Bu süreçte gördüğüm Challah ekmeğini hemen yapmak istedim. Şekli bizim göçmenlerin yogunlukta oldugu bölgelerde satılan ekmeğe çok benzettim. Hafif tatlı, pufidik bir ekmektir. Yahudilerde bu ekmeği Şabat yemeği için pişirirlermiş. Şabat sofrsında 2 adet Challah ekmeği bulunması gerekirmiş, ekemeğin üzeri örtülürmüş. Normalde akşam yemeklerinde Amotsi duası okunarak ekmek kutsanırken, Şabat yemeğinde, ilk şarap kutsandığı için, ekmeğe saygısızlık olmasın diye ekmeğin sofrada üzeri örtülürmüş. Bu çok etkileyici bir adet. 

Ekmek her toplum için önem arz etmekle beraber, yeri bir başkadır. Hele Türk toplumunda, ekmeksiz sofraya oturulmaz, bizim karnımız doymaz! Yahudiler için önem taşıyan bu ekmeği aslında hiç yaşmasa da hayatını Nadia gibi kaybeden insanların ruhuna pişirmek istedim. Belki bazı şeyleri biraz anlamak, farklı gelenekleri yaşamak için denebilir. Tabi birgün gerçekten kendi bayramlarında, bu işin ustasından tatmak isterdim. Bu örgü şeklindeki ekmeği hafta sonu kahvaltısı için pişirmek istedim. Gece yarısı tuttuğum hamuru, sabah kalıp, şekil verip, pişirdim. Öncelikle içine soğan konulmuş versiyonunu gördüm. Asian Challah diye geçiyordu, beni çok cezbetti. Sonra bir tanesini de sade hazırladım. Bana göre sade olan orjinaliydi. Challah ekmeğinin şekilleri de farklı yapılırmış; halka şeklinde yapılan sonsuzluğu temsil edermiş, başın ve sonun olmadığını, örgü şeklindeki Challah ekmeği ise; gerçeği, barışı ve adaleti sembolize ediyormuş. Kısa bir bilgiden sonra, tarife geçelim.


Malzemeler;
4 cup un,

3 yumurta,
1/2 + 1/4 cup ılık su (100+50 ml),
1/3 cup yağ (75 ml),
1 yemek kaşığı + 2 tatlı kaşığı şeker,
1 tatlı kaşığı tuz,
1 yemek kaşığı instant maya,
Öncelikle mayanın kabarması için ılık (1/2 cup) suyun içersine, 1 yemek kaşığı şeker ve mayayı ekleyip, 15 dk bekleyin. Mayanın üzerinde ince bir tabaka oluşmasını bekleyin. Oluşmadıysa mayanız bozuk demektir. Ayrıca suyun çok sıcak olmamaısı önemli yoksa, mayalanma gerçekleşmez.
Bir kapta kuru malzemeleri karıştırın. Daha sonra unlu karışımın ortasında çukur açarak, yağ ve kalan (1/4 cup) suyu ilave ediniz, içersine 2 yumurta ile bir yumurtanın akını kırınız (sarısı üzerine sürülmek üzere kenara ayrılır). Mayayı beklettiğimiz karışımı da ilave edip hamuru yoguruyoruz. Un az gelirse ilave ediniz. Elinize yapışmayan bir hamur elde edene kadar yogurunuz ve gerekirse un ekleyiniz. Hamuru kabarması için üzerini örtüp bekletiniz.
Ben sabah kahvaltıda sıcak servis etmek istediğim için, gece mayalanmaya bıraktım. Sizin vaktiniz yoksa, ılık bir ortamda 1 saatte yeterli olucaktır.
Daha sonra hamuru 2 ye böldüm. Her iki parçadan 3 örgülü ekmek yapmayı tasarladıgım için, her bir parçayıda 3 e böldüm. Daha sonra içerisine taze soğan koyacağım ekmeğin üç parçasını oklava ile açtırdım. İçersine temizleyip ince ince kıydıdığım taze soğanları yerleştirip, hamurları kapatıp, şekildeki gibi örüyüyoruz.
Sade ekmekler içinde, ince ince yuvarladığımız 3 parçayı saç örgüsü şeklinde örüyoruz. Daha sonra üzerlerini nemli bir bez ile örtüp, 40 dk dinlenmeye bırakıyoruz. Örgülerinizi kalın ve sıkı örmeye çalışın,ben nedense uzun olsun çok olsun istedim ama hamur ince kalınca daha az kabardı. Sade olanı daha kalın ördüm, daha güzel oldu.
180 dereceye ısıttığımız fırına, ekmeklerimizi atmadan üzerlerine yumurta sarısı ve biraz yağ karışımı iyice sürüp, ğzerlerine susap serpip fırına atıyoruz. Fırında kızarana kadar pişiriniz. (yaklaşık 30-40dk.)


Afiyet olsun..


Not: Kitaptaki Nadia karakteri için eşinin bestelediği serenad aslında kitaba ismini de veriyor. "Nadia für Serenad". züldü livaneli bir ropörtajın da aslında bir beste yapmak istediğini fakat yapamadığını ama Schubert'in Serenade ın bu kitabın Seranad'ı olduğunu söylemiş.

I read the book ‘Serenad’ is written by Zülfü Livaneli. He wrote a real historical story with a romantic story and different life stories. It also includes some isteresting notes about old İstanbul!
Many family in Turkey came from another places. Especialy from Balkans (Bulgaria, Greece, Rumania..) My family also immigrated, my mother’s family came from Bulgaria, my father’s are Greece many years ago.  In the book, main character described her friend who is from Balkans and she said that she has a smaller head than her body, it shows her neckle tall like Europeans. It is a characteristic feature of Balkans’s people.  I was very surprised because I carry this feature and until this time I have no idea about it. That’s why I mentioned you.

The book has some detail and smart information about history and İstanbul. Lots of people have been big pain due to the war and goverment policy. Nearly all nationality have lived different pain and force to remove their own house. When I was Kıbrıs, I was affected the story of the people and live. Also When I was in Berlin, ıt was a different painful story. And in İstanbul.. Many people came here with many hopes and of them force to move another places. Who is motherland is unknown.

There are 4 different women character in the book. After the stories of this womens, I saw and decided to make Challah bread that is made for Şabat dinner, Jewish tradition. Ther eis atrational bread from bulgaria that my mother loves it, little bit sweet and puff bread. It looks like this bread. The interesting is bread is closed with a blanket in Şabat dinner. Because,normally  people firstly pray for the bread except this night. At the beginning of Şabat dinner, wine is consecrate firsly during this time bread is closed to avoid disrespect, then Bread is consecrated with Amotsi pray. It is so exclusive behaviour and affected me.

Bread is very important in every national but Turkish dinning table its situation is different. Many people can not feel hungry without bread and also has never sit on the table. I want to cook this bread in memory of this painful people who immigrate from different places. I made the dough at midnight and left for fermenting until morning 9 O’clock. First I saw Asian Challah with fresh onions and I dream the smell of onion in the oven. Then I mentioned our traditonal bread an d I made a plain bread. Challah’s shape also symbolize some meanings such as if it is like a circle, it represents infinity. If it’s shape is braid each brach symbolize reality, peace and justice.

Ingredients;
4 cup flour,
3 eggs,
¼ + ½ warm water (100 + 50 ml)
1 table spoon + 2 sweet spoon sugar,
1 sweet spoon salt,
1 table spoon instant yeast.

13 Şubat 2014 Perşembe

Sevgililer Günü/Milföy Hamuru ile kalpli pufidik tatlılar - Valentine Day/Heart Puff Pastry


Sevgililer gününe kim nekadar inanır bilmem ama bazı şeylerin dünya genelinde kutlanması herşeyden önce heryerin kalplerle ve kırmızı süslenmesi bile eğlenceli ve güzel. Herşeyin kalplerden oluştuğu bugün için bende kendi kalplerimi hazırladım. Yarın akşam evde olmayacağım için bugünden hazırlamak istedim. Eşimle beraber çayın yanında çok güzel gittler.. Tabi bu kolay tatlıyı seçmemde, işten geç gelip, hazırlayabieceğim kolay bir tatlı olduğu için tercih ettim. Daha önce üçgen şeklinde ve içerisine çikolatalı puding koyarak denemiştim ama pudingin çikolatası çok yoğun değil beni çok mutlu etmediler. Sanırım vanilya yada muzlu ile daha güzel olabilir, milföy hamuruna beyaz kremanın daha çok yakışıcağına inanıyorum. Tabikide nutelladan sonra:D Bu seferki denememde, kalplerin içini nutella ile doldurdum. Nutella, fırında akmadı ve içerisine yapışarak harika bir dolgu malzemesi oldu.

Herkesin sevgliler günün kutluyorum ve sevgi dolu, bol kalpli güzel bir gün diliyorum. Aşk her zaman güzellikleri de beraberinde getirir. Söylenen sevgi sözcükleri, mutlu bir gülümseme ve bakışın yerini hiçbirşey alamaz. Kalbe giden yol, mideden geçer diyerek, bu kalpli milföy hamuru, kolay tarifi aşağıda paylaşıyorum..

Milföy hamurlarını buzluktan çıkarıp, oda sıcaklığında biraz yumuşayınca, kalp kurabiye kalıbı ile kalp şekiller çıkarıp, çay kaşığı yardımı ile içerilerine birer çay kaşığı nutella koyup, taşırmadan ,zerine diğer parçayı yapıştırıp, kenarlarını bastırıp iki hamuru birbirine yapıştırınız. 180 derece ısıttığınız fırına atmadan önce üzerlerine yumurta sarısı sürüp, fırınlayınız. 15-20 dk sonra üzerleri iyice kızarınca servis tabağına alıp, üzerlerine pudra şekeri serpiniz. Bizde pudra şekeri kalmayınca kakao denedim ama pudra şekeri kadar başarılı değil! Biraz acımsı bir tadı oluyor.. Pudra şekeri ile kar yağmış gibi dayanılmaz gözüküyorlar. Çayın yanına sıcak servis ediniz.

Afiyet olsun..

9 Şubat 2014 Pazar

İncir Tatlısı - Fig Dessert


Pazar günü güzel bir kahvaltı ile başlamalı.. Hala yemekten karnım ağrıyor. Çok fazla yağlı, hazır gıda tükettim:( Sabah kahvaltı için alış-verişe çıkıp, atıştırarak hazırlamaya koyulduk. Fırında, toprak kaplarda menemen kıvamında yumurta hazırlamak istedik ama ben çırparken içersine sütakıtıp, çırpınca kek gibi kabaran farklı bir lezzet oldu. Beklentimiz daha sulu bir yemekti ama buda yumurtalı muffin oldu. İçersine taze sogan,biber ve sucuk karıştırrarak, baharatlar ile lezzeti arttırdık. Güzel bir kahvaltıdan sonra, iştahım kapanmadı. Akşam yemeği için incir tatlısı hazırladım, yarın iş yerine götürmek üzere, ballı-zencefilli-susamlı kurabiye pişirdim. Bu sefer üzerine sürdügüm bal biraz koyu olunca, üzerinde  koyu yanmış gibi görünen bir tabaka oluşturdu, sürmesi de oldukça zordu.

Sevgili deeptone nun tavsiyesi üzerine, düngece Kadıköy-Moda Sahnesin de Bütün Çılgınlar Sever Beni oynunu izledik. Sahneye ulaşım oldukça kolay ve sahnenin bulunduğu binanın yapısı çok keyifli. Oturup, saatlerce bekleyebilirsiniz. Girişte de çok şirin ve sıcak bir cafeteryası var. Oyuna gelince, eğlenceli ve çok hızlı vaktin geçtiği bir oyun. Tabi Mert Fırat ın younculuğu şahane. Her türlü role sanki gerçek karakteriymiş gibi bürünüyor. Sahne yi de oyunu da beğendik. Keyifle vakit geçirmek için tercih edilebilir.

İncir tatlısı, tamamen doğal şeker ile pişirilen kalorisi az (sadece kaymaktan gelen) hafif ve güzel bir tatlı.


Malzemeler;

12 adet Kuru İncir (hepsi aynı büyüklükte ve daha düz olanları tercih ediniz.)
Kaymak,
3 tatlı kaşığı pekmez,
1 tatlı kaşığı tereyağ,
6 tane ceviz.
Öncelikle incirlerin tepelerini kesip, yarım saat sıcak suda bekletip daha sonra süzünüz.
Bir tavada önce tereyağını eritip, daha sonra pekmezi ekleyip, içersine süzdüğünüz incirleri karamelize olana kadar çevirerek, pekmezli karışımda pişiriniz. Pekmezi çekip, her iki tarafı karamelize olunca servis tabağına alabilirsiniz. Biraz soğuyunca üzerine kaymak koyup, yarım cevizi üzerine kapatınız. Tavada kalan pekmezli sosu da üzerlerinde gezdirebilirsiniz. 

Afiyet olsun..

7 Şubat 2014 Cuma

Yerçekimi - Gravity



Yerçekimi/Gravity filmini izledikten sonra, Dünya da yaşamanın önemini ve burdan gitme fikrinin nekadqar korkunç olduğunu düşündüm. Yerçekiminin etkisi ile hayatta kalabildiğimizi aksi durumda cansız bir nesne gibi, boşlukta sürüklenip, kendi etrafımızda debelenip durucaktık. Sonra bir arakaşımla konuşurken olaya farklı bir bakış açısı getirip, yerçekiminin aslında yaşlanma sebebi olduğu ve yanaklarımızdaki, göğüslerimizdeki sarkmaların aslında yerçekimi etkisinden kaynaklandığını ve güzelliğimizi bozduğunu konuştuk. Vücudumuzdaki sarkmalar, aslında bedenimizin yerçekime karşı koyamamasından kaynaklanıyordu. Bir anda olmuyordu hiçbirşey, biz nekadar spor yapıp, bedenimizi gerdirsekte,yerçekim kuvveti daha güçlü kalıyordu. Dünyanın merkezine doğru bir yolculuk gibi, bizi yavaş yavaş dibe çekiyordu. Ölümle sonuçlanan hayatımızda, ruhumuz sonunda yerçekimini yenip, savrulup gidiyordu. Fonksiyonlarımızı mı yitiriyorduk, yoksa özgürleşip, başka diyarlar amı gidiyorduk. Kimsnein bilmediği bu yolculuk, uzayda kaybolmak gibiydi.
Bir nesneyi uzaya bıraktıgınızda sonsuza dek dönüp duruyor. Bence bir insana yapılabilinecek en büyük işkence gibi. Sinema da kendimi o boşluğun içinde döner gibi hissederken, öyle korktum ki, sokakta yada bilmediğiniz bir ülkede kaybolmak gibi değildi. Emiliyorsunuz boşluk tarafında, herzaman bir güç hissetme ve arayışı belkide bundan. Daha embriyo oluşumundan itibaren etkisinde kaldığımız yerçekimi kuvveti hayatımızı farkında olmadan etkileyip, üzerimizde bir yük oluyordu, etkisini yıllar sonra hissedebileceğimiz..


Not: Fotoğraf diana mini fotoğraf makinası ile overlapping (üst üste çekim yöntemi) ile çekilmiştir.