elysium,

Film-Tiyatro

10:47 yesimdusova 4 Comments


Kafamda blog için tasarladığım bir sürü yapılacaklar listesi var. Çalışma temposu içinde, kendime anca vakit ayırabiliyorum ama burası da bana dahil bir köşe. Derleyip, topladıklarım ve paylaştıklarım. Tiyatro sezonunun açılması ve havaların soğumasıyla kendimizi etkinliklere bıraktık. Uzun zamandır evde film izlemekten büyük keyif alsakta, sinemanın tadı bir başka diyip, bu hafta geç kaldığımız “Gravitiy” filmini izledik. Film 3 boyutlu olsa da, etkiyi çok fazla hissedemiyorsunuz ama oyunculuk ve filmin kurgusu etkileyici. Bir anda uzayda seyahat etmeye başlıyorsunuz, sonsuz boşlukta 2 oyuncu ile çekilen film, sıkmadan izleniyor ve sonunda şükürler olsun iyi ki dünyadayım diyorsunuz. Yerçekiminin aslında yaşamın temeli olduğunu anlıyorsunuz! Bir an uzayda kendimi bıraktım ve kaybolduğumu düşündüm. Deli gibi sonsuza kadar dönüp giden nesneler.. Aslında dünyanın koruması altında bunu yaşamamımız boyunca yapıyoruz. Güneş sisteminin bozulması ve insanların uzayda başka bir evrende kendilerine yeni bir hayat kurması üzerine o kadar çok film izledim ki, dünyadan ayrılma fikri çok korkunç! Elysium-Yeni cennet ve Oblivion son dönem uzay ve dünya yaşamını farklı açılardan konu almış farklı aksiyon filmleri.
Geçen haftalarda “Herkesin bildiği sırlar” adlı devlet tiyatrosu oynunu izledik, evli bir çiftin, birbirilerini yıpratıp, bir birilerini anlamadıklarını düşündükleri anda yani ayrılık aşamasında yaşananları çok güzel ele almışlar. Herkesin bildiği fakat kendine söylemekten çekindiği, yüz yüze gelemediği gerçeklerle karşılaşmayı sağlıyor. Aslında kendimize özgü içimizde yaptığımız kavgaları herkesin yaşadığını ve insan olarak, aşık olma, sıkılma, aradığını bulamama duygusuna nasıl kapıldığımızı ve kendimizi mutsuzluğa sürüklememizi anlatıyor. Oyuncular, oldukça başarılı ve o kavga sahnelerine kendilerini çok iyi veriyorlar. O ayrılık acısını, içsel fırtınayı hissediyorsunuz.

Bu Cuma günü de “Üç Kız Kardeş” i ailecek izledik. Ben bir oyunda bu kadar sıkıldığımı hatırlamıyorum! Ne yazık ki, oyunu hiç beğenmedim. Bir izleyici olarak, belli bir konu bulamadım ve süre olarak 2 saat 15 dakika oldukça fazla.. Bir veda sahnesi bile yarım saat sürdü! Nefes alamayacak gibi oldum sonuna doğru.. Son sonbahar yaprakları ile hazırladıkları sahne çok güzel, sahne tasarımı iyi ama bunlar yetmiyor.. Oyuna sizi bağlayan hiçbirşey yok, birşeylerin peşinden gitmek istiyorsunuz, gidicek bir akış bulamıyorsunuz. Anton Çehov ünlü bir yazar olabilir, saygım sonsuz fakat izlerken oyunun içine dahil olamıyoruz.

4 yorum:

  1. Epeydir yoksunuz merak ediyordum, bu yazıları da kaçırmışım. Her şey bir güne sığmıyor, yoğun çalışanlar için blog güzel bir mola.
    Arada can sıkıcılar olsa da gidip seyretmek güzel oluyordur.

    YanıtlaSil
  2. filmleri izledim de oyunları biliyom duydum ama izlemedim.
    bak, oda ve adam, arapsaçı, araf gibi çok çok iyi oyunlar var, özel tiyatrolar ama.
    bi de kadıköy moda sahnesi, krek, dot.
    bu tiyatroları kaçırmaaa.
    :)

    YanıtlaSil
  3. baska zamanları paylasıyoruz ama burası kendı dunyamız gıbı

    YanıtlaSil