Adventureland,

Paris - Disneyland Eğlence Parkı

04:29 yesimdusova 7 Comments



Paris’e geldiğimizde hava hep yağmurluydu, Disneyland’a gidip bütün gün yağmura maruz kalmak istemedik başta, sonrası iyi ki gitmişiz. Hayatında gondola binmemiş ve eskiden parklara gelen dönen salıncaklardan inince bile istifra eden bir çocuk olarak, Disneyland uçuk bir fikirdi. Ben hiç birşeye binmeyeceğimi düşünürken, adrenalin patlaması yaşadım ve korku namına bir şey kalmadı. Korkuya bağışıklık kazandım. Sanırım atmosfer ve tasarım size başka bir dünyada hissettiriyor.

WALT DISNEY STUDİO PARK, FILM SETLERİ VE HOLLYWOOD TOWER HOTEL


Park Walt Disney Studio Park ve Disneyland Park olarak 2’ye ayrılıyor. Küçük diye önce oradan başlamak istedik. İçeri girince gerçekten bir masaldaymış gibisiniz. Heryerde oyuncaklar, kahramanlar, eğlenmeniz için düzenlenmiş kocaman bir park. Önce neye bineceğini şaşırıyor insan. Bazı oyunlara katılabilmeniz için, önceden gidip randevu alabiliyorsunuz. Bineceğiniz oyuncak diyorum,şeylerin yanında bir cihaz bulunuyor ve kartınızı okutunca size gün içinde doluluğa göre randevu saati veriyor. O saatte geldiğinizde hiç sıra beklemeden girebiliyorsunuz. Bu öncelik hakkı bayağı işe yarıyor. Bir yanda sıra beklerken, diğer yandan da beklemiş gibi oluyorsunuz. İçinde ufak bir tren ile, Walt Disney Studio tarafından tasarlanan bir film setini geziyorsunuz, bir anda koca bir kamyon alev alıyor, derken yağmur başlıyor üzerinize sel suları geliyor yan yatıyorsunuz ve kamyon kaymaya başlıyor. Yapılan trickleri görmek için eğlenceli bir düzenek. Birde the Hollywood Tower  Hotel öne çıkıyor. Hotele giriyorsunuz ve korku filminde gibisiniz, derken bir asansöre biniyorsunuz ve hotelde kaybolan turistleri arıyorsunuz, bazı katlarda hayaletleri görüyorsunuz ve aniden sizi acayip bir hızla en tepeye çıkarıyor ve açık pencerelerden bütün Disneyland’ı görüyorsunuz (tabi gözleriniz açık iseJ), siz ne olduğunu anlamadan birden asansör aşağıya iniyor.. Adrenalinin tavan yaptığı biryer. 
DISNEYLAND PARK ICINDE GEZİ, ROLLER COASTER, EGLENCE.. 
Disneyland Park, çok daha büyük ve kendi içinde başka bir şehir (Frontierland, Adventureland,
Fantasyland ve Discoveryland olarak gruplandırılmış). Restorantları, cafeleri ve birbirinden farklı tema parkları ile nerede gezindğinizi bilmeden dolaşıyorsunuz ve hangi oyuna gireceğinizi şaşırıyorsunuz. İçerisinde trenle seyahat edebilir hatta gemi turu bile yapabilirsiniz. Big Thunder Mountain benim favori roller coasterım, eski maden taşınan bir trene biniyorsunuz ve gölün ortasındaki dağın tepesine ufak patika yollardan tıkır tıkır çıkıyorsunuz ama inişler hiç böyle olmuyor.. Tam kapanmasına yakın, boş oldugundan sıra beklemeden defalarca bindik.. Kalbimiz yerinden çıkıcakmış gibiydi. Bu sırada ana caddede toplanıyor herkes, kapanış geçiti var. Bütün çizgi film karakteleri dans ederek, şarkı söylüyorlar, şatonun etrafında rengarenk havai fişekler patlatılıyor ve siz orayı terk etmek istemiyorsunuz. Tıpkı parktan dönemek istemeyen bir çocuk gibi günün sonunda evinize dönüyorsunuz..

7 yorum:

chicken with basilikum,

Pesto - Pestolu Makarna - Pasta with Pesto

00:42 yesimdusova 14 Comments

 
Pesto yu bir kere hazırlayınca, fesleğen severler olarak, yeni lezzet arayışına girdik. Eşim sürekli pestolu tavuktan yapsana diyip duruyordu. Manavda taze fesleğen demetlerini görünce dayanamadım ve hemen 2 demet alıp, marketten de büyük bir kalıp parmesanı çantaya attım. Bir gece önceden hazırladığımız sosu ertesi akşam misafirlerimizle beraber afiyet ile yedik. Peki kalan pesto ile ne yaptık? Makarna.. Daha önce evde Fesleğen yetiştirmeye başladığımızı yazmıştım. Biraz bakımlarından bahsetmek istiyorum.

TOPRAKTAN SOFRAYA PESTO NUN HİKAYESİ..



Aralık ayında, ektiğimiz fesleğen tohumları, şuan çok güçlüler. Topraktan çıkana kadar, sadece yüzeyden elimizle (ya da sprey şişe ile) su serpiştirerek suladık. Büyüdükten sonra, topragın üzerinde rahatça sulayabilirsiniz. Direk ve fazla ışıkta sararan fesleğenleri, cam önünde rahatlıkla yetiştirebilirsiniz. Yaprakları, dalın üzerinden koparmak yerine, topraktan 3-4 cm yukarıdan makas ile kesiniz. Kestiğiniz dallar kısa sürede daha gür yapraklar ile yeniden yeşillenecektir. Özellikle kahvaltı ve salatada, domates ve peynir ile çok uyumlu bir lezzet.

Bugünlerde sadece soya soslu makarna denemelerine devam ederken, yeşil görünümlü pestolu makarnayı da araya sıkıştırdım. Pesto tarifimi güncelledim.






 
Pesto

2 demet fesleğen,
200 gr. parmesan,
6 adet ceviz içi,
25gr. dolmalık fıstık (1/4 su bardağı),
5 diş sarımsak
0.5 lt cam bir kaba pesto hazırlamış oldum. Öncelikle, az zeytinyağında, dolmalık fıstık, ceviz ve sarımsakları kavurdum. Bütün malzemeleri, azar azar koyup,blender ile karıştırarak hazırladım. En son, yarım su bardağı zeytinyağı koyup, karıştırıp buzdolabına kaldırdım.

Hazırladığım sos ile hem pesto soslu makarna hem de pesto soslu tavuk hazırladım. Eski görselleri beğenmediğim için hepsini yeniledim. İçime sinen güzel bir çekim oldu.Yiyenler içinde güzel bir lezzet şöleniydi.
 

Pestolu Makarna;
2 kişilik makarna için,

150 gr. Papardelle yumurtalı makarna, (istediğiniz çeşit makarna kullanabilirsiniz)
4 yemek kaşığı pesto,
6 yemek kaşığı (100 gr.) labne peyniri,

Makarnayı istediğiniz ölçüde haşlayıp, süzünüz.
Tencerede labne ve pestoyu kısık ateşte eriyip, homojen bir karışım olana kadar karıştırınız (yakalaşık 1-2dk). Daha sonra süzdüğünüz makarnayı ekleyip, karıştırınız. Servis ederken üzerine parmesan rendeleyip, fesleğen yaprakları ile süsleyiniz.

Afiyet olsun..




One time, when you taste pesto, we want to try pesto in another food. My husband wants to chicken with pesto for long times. As soon as I saw the basilikum in market, I bought 2 bunch and add a big slice of parmesan near it. One night before preparing, I prepare the sauce and put the fridge. I made chicken with pesto to my guests and husband. What about the other the half? Pasta is done..Previously, I mentioned my plant of basilikumin our balkoon, now I want to mention nurture of basilikum.

Story of basilikum from land to table..

We planted basilikum seed in November, Now they are so nice and stronger.. At the beginning, sprinkle the water on the land with your hand or sprayer, then when they are growing on the plant, you can water directly. They don't like the direct sun so front of the window is good for them. Don't cut off the leaves from the branch, cut the branch upper 3-4 cm  from the land. They will grow up more stronger and bushy. I like basilikum with tomatos and cheese also in salads..

Nowadays, I became addictive to the soya sauce pasta but I can'y neglect the pesto's charm. I update my pesto recipe.


Pesto;
2 bunch of basilikum,
200 gr. parmesan,
6 pieces of raw walnuts,
5 cloves of garlic,
25 gr. raw pine nuts,

Fistly, dry walnut and pine nut in the pan until they are getting brown. If you like garlic taste heavy, put a small piece of garlic in the pan and dry it to obtain roasted fragrances.

With a blender mix all the ingredients, adding little by little in order of all ingredients until to obtain paste. Finally add the olive oil, mix all the paste, then pesto is ready.With this pesto, we made chicken with pesto and pasta with pesto..





Pasta with Pesto;
for 2 people,

150gr. paperdelle pasta, (you can use what kind of pasta you want)
4 table spoon pesto,
6 table spoon labne cheese (100gr.)

Boiled the pasta how you like then, filter from the water. Put the cheese and pesto in sauce and melt till getting a homogenous mixing (nearly 1-2 min.), then add the pasta and mix all.. You can serve with palned cheese and basilikum leaves.

Bon Apetit..

14 yorum:

Arc de Triomphe,

Paris - Eyfel Kulesi

04:11 yesimdusova 9 Comments



Paris, hayatımızın dönüm noktasının yaşandığı yer diyebilirim, eşim evlenme teklifi için bu geziyi beklemiş. Paris zaten ışıl ışıl ve romantik bir şehir imgesi oluşturmuyor mu? Hepimiz görkemli Eyfel kulesinde olmak, sokaklarında gezinmek istemez miyiz? Kulağa çok melodik gelen lisanları, yakışıklı erkekleri, peynir ve şarapları ile ünlü bir ülkenin baş kentide, başdönrücü olmalıdır. Benim aklımda ise antropololoji dersinde kafamda oluşan Haussmann ın yarattığı Paris'i görmek vardı. 



1850 li yıllarda, III. Napeleon ile dönemin Seine bölge valisi Baron Eugene Haussmann, yeni modern bir kent yaratmak için kolları sıvamışlar. Amaç; Paris’i dar sokaklardan, fare ve kötü kokudan kurtarıp, ulaşımı kolalaytırmak, modern bir kent yaratmak. Londra örnek alınarak, geniş cadde ve bulvarlar ile yeni bir kent imajı çizliyor. Haussmann, geniş bulvarlar ve caddeler tasarlıyor, ana caddeler kuzey-güney,doğu-batı hattında bulunuyor ve hepsi bir noktada birbirine bağlanıyor. Arc de Triomp(Zafer Takı) merkez alınarak tasarlanmış ana hat, Champ Elysees ile Concorde Meydanına bağlanır.  Paris bu yenilenme sürecinde kentsel dönüşümden çok, yıkılıp yeniden inşa edilmiştir. Böylece bölgede yaşayan insanlar taşınmaya zorlanmış ve çehre değiştirilmiştir. Haussmann mimarlara özellikle binaların ana caddelerine bakan yüzlerine  özen göstermelerini isteyerek, anıtsal bir şehir algısı yaratmak istiyordu. Fotoğraflarda da büyük cephelere sahip, tarihi görünümlü birbirinin tekrarı binalar göreceksiniz. Şehir böylece yıkılarak, yeniden tasarlandı.
Adnan Menderes döneminde (1955) te Haussmann’dan ilham alınarak, İstanbul'da da yeni bir imar planına başlandı. Beşiktaş Bulvarı, Millet ve Vatan Caddeleri bu dönemin eserleridir. Paris’in geniş bulvarları ile büyük benzerlik gösteriyorlar.


Arc de Triomp (Zafer Takı) dan ayrılan ve birbirine benzeyen birsürü cadde vardır. Buradan Eyfel Kulesine ya da Concorde Meydanına yürüyebilirsiniz. Biz ilk gece yarısı geldiğimiz Paris’te 1 gece sokakta sabahladık. Korkunç bir geceydi ve sabah olmak bilmedi. Paris sokaklarında okadar çok evsiz insan var ki, kimse aldırmıyor ve 2 genç bizi uzun süre takip ederek bayağı korkutmuştu. Güneşin doğuşunu La Seine (Seine Nehri) den izleyelim hem de Eyfel’i görelim diye gittiğimizde, Eyfel kulesinin altında fareler koşuşturuyor ve silahlı askerler nöbet tutuyordu. Köprü de ise büyük bir ateş yakılmıştı ama kimsenin umrunda değildi. Geç saatlerde oldukça tenha bir şehirdi.

Eyfel Kulesi, Parisin demir bayanı, 1889 yılında Fransız Devriminin 100. yılı kutlamaları için, Dünya Fuarı sırasında inşa edilmiştir. Yapımı esnasında sadece 20 sene için izin alınan kule, daha sonra yıkılmamıştır. Yakınına gidene kadar oldukça büyüleyici ve heybetli ama yakından demir bir kule.. Yağmurlu bir Ağustos akşamı çıktık kuleye, yükseklik korkum yüzümden en son kata çıkamadık. 2. kat benim için yeterliydi. Oldukça güvenli (etrafı demir teller ile kapatılmış), büyük bir balkon. 2. kattan en üst kat için asansöre binmeniz gerekiyor. 2. kata kadar isterseniz merdiven ile çıkabilirsiniz. Çık çık bitmeyen, insanın başını döndüren uzun bir yol olsada keyifliydi. Her yerden bakmak istiyordum Eyfel kulesine. Hediyelik, Eyfel kulesi anahtarlıklarını da kulenin hemen altında elde satış yapan seyyar satıcılardan pazarlık yaparak, çok uyguna alabilirsiniz.(10 tanesi 1 euro gibi..)

Eyfel kulesinin tasarımcıları, çelik konstrüksiyonlardan oluşan yapıda basıncın belli  bir noktada toplanmasını engelleyecek şekilde tasarlamışlardır. İnsan bedenindeki uyluk kemiğinin yapısından ilham alınmıştır. Uyluk kemiğinin ağırlığı, iç kısmında bulunan boşluklar ile azaltılmuştır. Tabi ki kemiğin içi tamamen boş değildir, Eyfel kulesinin yapısında gördüğümüz gibi, iç duvarlar kirişler ile birbirine bağlanarak dayanıklılığı arttırılmıştır. Bu şekilde sağlamlaştırılan yapı, bir ton ağırlığı kaldırabilecek şekilde güçlendirilmiştir. Kule görsellik olarak değil, yapı tasarımı olarak kemiğe benzemektedir.


CHAMP ELYSEES DEN AŞAĞI SEİNE NEHRİNE, EYFEL KULESİ VE PARİS MANZARALARI

Champ Elysees’i Arc de Triomp’dan nasıl olsa buluruz diye o geniş sokaklardan birine daldık ve çıkana kadar yürü yürü bitmedi, arka sokaklar hiç bukadar kalabalık ve hareketli değildi. Paris’in en geniş caddesi, bir ucundan diğer ucunu görmekte zorlanıyorsunuz, gidiş geliş 10 şerit falan sanırım. Üzerinde ünlü markaların bulunduğu, alışveriş caddesi. Sakın Paris’i yürüyerek gezmeye kalkmayın, imkansız gibi.. Çok yoruyor insanı, bir sokaktan diğerine geçmek için km lerce yürüyorsunuz. Çok güzel bir metro ağı var, ulaşım gerçekten kolay. Ama yaylar için değil..
Notre Dame Katedrali, Seine Nehri kenarı ve Arc de Triomp
Seine nehri boyunca yürüyüp, hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz. Öyle ki nehir kenarında halkı serinleten bir fıskiye sistemi ile suni bir plaj bile bulunuyor. Nehirde tekne turuda akşam üzeri oldukça keyifli olur. Notre Dame Katedrali, Seine nehri üzerindeki ufak adacıkta bulunuyor, çok fazla ziyaretçi vardı. Nehir kenarında diğer önemli bir müze olan Orsay müzesi’de Louvre müzesinin, karşı adasında yer almaktadır. 

Eyfel Kulesi günün her saatinde kalabalık ve tepesine çıkmadan Paris’den dönmek olmaz. Biz son gece, geç bir saatte çıkmıştık. Manzara oldukça güzel, yüksekten korkanlar için hiçbir tehlike yok, 2.kat oldukça güvenli ve komple teller ile kapatılmış, oldukça büyük bir alan. En tepeye yükseklik korkumdan dolayı çıkamadık, görüceğimi görmüştüm. Eyfel Kulesinin etrafında, uzanıp dinlenmek ve milyonlarca fotoğraf çekmeden olmaz. Ayrıca Eyfel kulesinin tam karşısındaki tepeye çıkıp, Eyfel kulesinin sizin yanınızda minicik görüntüsü ile fotoğraf çekilip, şehri birde bu tepeden seyredebilirsiniz. (Esplanade du Trocadero)
Louvre Müzesi
Louvre ve çevresi oldukça büyük olup, gezmek için 1 gününüzü ayırmanız lazım. Biz zamanımızın kısa olmasından dolayı, müze gezmeyi ve Mona Lisa’nın gerçek tablosunu görmeyi başka zamana bırakıp, seçimimizi Disneyland’tan yana kullandık. Louvre oldukça kalabalık ve büyük bir müze, biraz ilerlediğinizde kocaman bir bahçe ve havuz başında bir bankta oturup, huzur bulabilirsiniz. Gördüğümde çok şaşırmıştım. Haussmann büyük park alanları yaratırken yanılmamış. 

MONTMARTE TEPESİ VE SACRE COUR BAZİLİKASI
Monmarte Tepesi, Sacre Cour Bazilikası ve sokakları
Paris’in diğer ziyaret edilmesi gereken ünlü tepesi ise Montmarte Tepesi (ressamlar tepesi) ve Sacre Cour Bazilikası. Metrodan inip bu tepeye tırmanırken, çok güzel kurabiyeleri olan bir pastane var. Tatmadan geçmeyin derim. Şehri ve Eyfel’i görebileceğiniz bu harika tepede, sokak sanatçıları karakalem resimler çizip, satıyorlar. Etrafını birbirinden güzel kafelerin sardığı, çok güzel bir atmosferi olan sıcak bir yer. Burayı oldukça sevdim. Paris'te gezilecek çok fazla yer var; Luxemburg Bahçesi, Moulin Rouge, Opera Garnier(Opera binası), Amelie'nin cafesi(meraklıları için).. 

PARİS İN KÖPRÜLERİ
Pont Alexander III Köprüsü


Paris'in en eski köprülerinden Pont des Art (Sanat Köprüsü), Louvre yakınlarında olup üzerinde oturup, Parisi izlemek mümkün. Köprü birbirinden farklı 384 mask ile süslü ve balkonları da gece olunca evsizlere ev sahipliği yapıyor. Seine nehri üzerinde ziyaret edilecek diğer bir köprü ise Pont Alexander III Köprüsü, Paris'te Rus çarı adına yapılan görkemli köprü, heykelleri ve melekleri ile çok gösterişli. Kimilerine görede rüküş! Altın yaldızlı, göz boyayan bir köprü..

PARIS TE GEÇEN FİLMLER
Paris'te çekilip, şehri konu alan filmlere gelirsek, en önemlisi Pont des Art köprüsünde çekilen, Les Amants du Pont-Neuf/Köprü Üstü Aşıkları(1991), film Paris'in merkezinde, köprü üzerinde kalmak zorunda kalan, kendini bulmaya çalışan bir ressam ve aşkın peşinde koşan bir adamın aşk hikayesini konu alıyor.

Diğer bir film ise, Paris sokakların büyüsünde akıp giden Woody Allen filmi, Midnight in Paris/Paris'te Gece Yarısı(2011). Farklı bir aşk hiyakesini konu alan, zaman zaman komik sahnelerin yaşandığı bu keyifli film ile Paris'i yeniden keşfedebilirsiniz.

Tavsiye edebileceğim son film ise, Paris (2008), başarılı bir dansçının hastalık yüzünden eve kapanmasını ve etrafında olup bitenlere bakış açısını gösteriyor. Paris bu sefer bir balkondan, taksi camından gözümüze çarpıyor ve başka bir algı oluşuyor.

9 yorum:

Ağaçlar ölmesin..!

05:21 yesimdusova 4 Comments


 Düşünceler bir çocuk kadar masum ve samimi.. Tek bir istek var ağaçlar ölmesin, insanlar mutlu yaşasın.. 

4 yorum: