En Son Ne Var?

Milano Gezi Notları


Milano her zaman modanın kalbi olarak akıllara yer etmiş. Lüksün ve alış-veriş adresi, İtalya'nın soğuk karanlık şehri olarak akıllarda kaldıysa, bu izlenimi yok etmek lazım. Şehir kültürü, mutfağı, müzeleri ve sokakları ile büyüleyici. Bir şehri sevmememizin sebebi orada henüz güzel anılar biriktirmemizden kaynaklanıyor. Oysa mimarisi, müzeleri ile sanat dolu bir şehir. Starbcuks'ın kuruluş hikayesini anlattığı kitabında, Milano'dan bahsediyor. Kahve dükkanlarının bar konseptinde çalıştığını, insanların geçerken espresso shot içip yoluna devam ettiğini ve oturma kültürü yerine, ayakta içilen, ve hızlı servis edilen kahve kültüründen bahsediyordu. Starbucks ın da çıkış notası Milano'da ki kahve kültürüne ve tarzına dayanıyor. Zamanla bizim gibi oturarak kahve tüketmeyi seven bölgelerde yer edinmek için daha geniş mekanlara ihtiyaç duyuyor. Bir önceki ziyaretimde, buna fazlasıyla tanık olmuştum. Milano'da ne var, ne yapabiliriz diye düşünmeyin. Bizim Milano turumuz bu sefer kısa sürdü, yolumuz yine düştüğünde mutlaka uğrayacağımız bir şehir. Müzeleri, bazı sokakları ve Aperitivo nun keyfini başka bir zamana bıraktık!


Milano'da Ulaşım
İstanbul'dan Bergamo Havalimanına iniyoruz, seyahat planımız da Como Gölü ve Venedik olduğu için havalimanından araç kiralıyoruz. Şehir merkezine havalimanından otobüsler 1 saat gibi bir sürede ulaşıyor. Detayları inceleyebilirsiniz. Şehir içi ulaşım ise metro, tramvay ve otobüsler ile seyahat edebilirsiniz. Günlük sınırsız bilet fiyatı 4.5 euro. 90 dk lık biletler ve uzun süre kalacaksanız Milano şehir kartı alabilirsiniz, avantajlarını ve ulaşım konusundaki katkısını okuyunuz.



Şehirde Küçük Bir Tur

Piazza Duomo - Duomo e Terrazze (Cathedral of Milan and Terrace) - Galleria Vittorio Emanuele

Şehri gezmek için yönümüzü Piazza Duomo'ya çevirerek, ilk kiliseden başlayalım diyoruz. Duomo e Terrazze (Cathedral of Milan and Terrace), Galleria Vittorio Emanuele (Alış veriş merkezi, kapalı çarşı gibi:)) yer aldığı kocaman bir meydan. Hayat turistik olarak burada başlıyor. Köln'deki katedralden sonra, burdaki Kilise tertemiz gotik bir mimariye sahip. Milano'ya yarışır ihtişamlı bir görüntüsü var. Meydana uzayan birde sırası:) Kiliseyi gezmek için önce bilet kuyruguna ardından da giriş kuyruğuna girmelisiniz. Ya da kalabalıksanız, ikiye bölünebilirsiniz:) Girişte üstünüz aranıyor, sadece giriş katını gezmek için 2 euro ödüyorsunuz, üst katlar ve galeriyi görmek için 7-12 euro arasında ücret değişiyor:) Kilise çok iyi korunuyor, fotoğraf çekmek yasak. İçeride harika vitraylar var. Bir tane de çok etkileyici mermer bir heykel yer alıyor, bütün kan damarlarını görmeniz mümkün. Yer döşemelerine bayıldım. Renkler büyüleyici. İhtişamlı ve etkileyici bir kilise, mutlaka gezilmeli. Çıkışta, meşhur Galleria Vittorio Emanuele ye giriyoruz. Sağ taraftan çıktığınızda ara sokakta bir kalabalık görüceksiniz. O yönde ilerlerseniz. 'Luini' kafesinde Pazerotti yemeden yola devam etmeyin. Bizimkiler yarımay derler:) Kızarmış hamur. İçerisi taze mozarella-fesleğen-domates gibi farklı malzemelerle dolu. Mozarella içinde eriyerek, harika bir form alıyor. 




Piazza Mercanti, Duomo Meydanın bitiminde yer alan bu meydan şehrin ayrı bir toplama noktası. Mistik bir havaya sahip, hava güzelse bu meydanda takılabilirsiniz.


Brera Bölgesi
Via Brera üzerinde yürümeye başladığınızda, sokağın sonunda doğru heryere yayılmış restorantları görüceksiniz. Öğle ve akşam saatleri yer bulmakta zorlanabilirsiniz. Her biri farklı yapıda, restorant ve kafeler var. Buradan Piazza S. Marco ya doğru yürüdüğünüzde meydana kurulu pazarı görebilirsiniz (Pazartesi ziyaret etmiştik, her gün kuruluyor mu bilgim yok.). Pazarda birbirinden güzel sebze ve meyveler bulabilirsiniz. Ocak sonu gittiğimizde her yerde bebek enginarlar vardı. Çok sevilen bir sebze ve görüntüsü ile tezgahları süslüyor. Via Fiori Chiari, ufak bir sokak ancak üzerinde çok fazla cafe bulunuyor. Bu civarda ve Via Pontaccio üzerinde farklı tasarım mağazalarına da rastlayabilirsiniz. Bu civarda ağırlıklı olarak, el yapımı ürünler satılıyor. İtalya genelinde bu duruma sık sık rastlıyorsunuz. Starbucks un girmeyi başaramadığı bu ülkeye, diğer mağazalar da biraz arka planda kalıyor. Çok ünlü mağazaları bunun dışında tutuyorum:) Milano'dayız sonuçta:) Piazza Carmine yakınında bulunan Princi ye girip mola veriyoruz. Öğle yemeği için birbirinden güzel, sağlıklı alternatifleri var. Baş döndürücü güzellikle, self service çalışan bir fırın.. Her yerde kekler, tatlılar.. Yükselen mis gibi kahve kokusu.. Derken Sezen Aksu'nun sesini duyuyorum. Şaşırıyorum.. Ardından Tarkan çalıyor:) İtalya'da seviliyoruz:) 

Via Torino - Corso Di Porta Ticinese

Dumo meydanının sağ tarafından devam ederseniz Brera Bölgesine, soldan devam ederseniz alış-veriş caddesine ulaşıyorsunuz. Torino üzerinden birsürü mağaza bulunuyor, kıyafet magazalarının yanı sıra, şeker dükkanları, farklı tasarım ürünleri satan mağazalarda mevcut. Bizim istiklal caddesi gibi düşünebilirsiniz. Via Torino, Corso Di Porta Ticinese caddesine bağlanıyor ve mağazalar devam ediyor. Bu taraftaki mağazalar daha şehre özel ve el yapımı ürünler bulabilirsiniz.Caddenin sonundaki Mauro Leone ayakkabı dükkanı bunlardan biri. Yılmadan biraz daha ilerlerseniz Navigli bölgesine varıyorsunuz.

Colonne di San Lorenzo
Ticinese üzerinde Roma döneminde kalma bu sütunlarla karşılanca şaşırıyorsunuz. Şehirle bütünleşmiş ve cadde/tramvay yolu ile arada bir meydan oluşturarak, buluşma noktası yaratıyor. Modern şehirde alış-veriş yaparken, Roma dönemi sütunları biranda hayatınıza dahil olarak, sizi bulunduğunuz zamandan dışarı çıkartıyor. 


Navigli Bölgesi

Metro ile ya da Corso Di Porta Ticinese caddesi üzerinden yürüyerek, kanalların çevrelediği bu bölgeye ulabilirsiniz. Ticino ırmağından gelen su bu bölgede kanallar oluşturarak bölgenin havasını değiştiriyor. Kanal turu yapabilirsiniz ya da kanal boyunca yürüyerek şehrin keyfini çıkarabilirsiniz. Burası gençlerin uğrak yeri ve özellikle akşam üzeri Aperotivo (18:00 sonrası) saatlerinde oldukça kalabalık. Pazar günleri kanal boyunca antika pazarı kuruluyormuş aklınızda bulunsun.


Bu bölgelere ek olarak şehirde gezilecek park ve yapıları kaçırmayın. Mimarisi büyüleciyici dikey orman anlamına gelen, 13. katta bahçe olur mu:) bahçeyi bırakın orman bina yapmışlar. Bosco Vertical binalarını listenize ekleyebilirziniz.

Parklarda dolaşmayı seviyorsunuz, şehirde 2 güzel park var. İsimlerini aşağıya not ediyorum;

  • Parco Sempione
  • Giardini Pubblici Indro Montanelli

Milano Müzeler


1. Santa Marie delle Grazie Kilisesi - Son Akşam Yemeği (Last Supper) Resmi

Hz. İsa'nın Romalılar tarafından yakalanmadan bir gün önce havarileri ile yediği son akşam yemeğini n tasviri Leonardo da Vinci tarafından bir kilise duvarına resmedilmiştir.  Kilise duvarına yapılan 4.5x8.8 m büyüklüğündeki resim bir fresk örneği değildir. Fresk sıvı boyama tekniği ile yapılırken, bu eser duvara sulu boya tekniği ile yapılmıştır. Ancak bu teknik yıllara meydan okuyamayarak, yıllar içinde dökülmeye ve çürümeye başlamış. Restorasyon çalışmaları ile resim orjinal halinden biraz değişiklik göstermiş. 1652 yılında yapılan restorasyon sırasında ise, resmin alt tarafına bir kapı yapılarak, esere biraz zarar verilmiş ve İsa'nın ayaklarıın bulunduğu kısım yok olmuş.

Resmin günümüze gelmesi mucize, Amerikalıların işgali sırasında, bombalanan şehirde kilise zarar görmüş, ancak resmin olduğu duvar zarar görmemiş. Fransız işgali sırasında ise, duvar sökülerek, Fransa'ya taşınmaya çalışılmış. Büyük badireler atlatarak günümüze ulaşmış, bu eserin Dünya'da bir kopyası yok.

Fakat resmi görmek öyle kolay değil. Biletinizi almadan önce, eseri görmek için bilet almanız gerekiyor. Hatta Milano gezi planınızı bilet tarihinize göre ayarlayabilirsiniz. Biletleri turlar açıldığı gibi alarak, ekstra tur şeklinde satıyorlar. Farklı sitelerde farklı fiyatlar şeklinde bileti bulabilirsiniz, milano turist ofisinin sattığı bilete buradan ulaşabilirsiniz. 

2. Pinacoteco di brera - Brera Art Gallery

14-20 yy a ait rönesans İtalyan eserleri sergilenmektedir. Raphael, Mantegna, Bellini, Caravaggio, Tintoretto and Veronese nın eserlerini görebilirsiniz. Müzede'ki ünlü eserlerden bazıları;

Raphael'in ' The Marriage of the Virgin' (Bakirenin Düğünü), 
Francesco Hayez'in The Kiss (Öpüşme)
Andrea Mantegna - The Dead Christ and Three Mourners (Ölü İsa)

3. Castella Sforzesco

İçeride farklı müzeleri barındıran ve resim, heykellerin sergilendiği bir kale. Müzeleri gezmek istemezseniz, kalenin içini ücretsiz gezebilirsiniz.

4. La Scala 

Hala kullanımda olan Opera Binası, müziğe meraklı iseniz, kendinize seyahatinizde bir bilet hediye edeblilirsiniz.

5. Museo Nazionale Scienza e Tecnologia Leonardo da Vinci - Bilim ve Teknoloji Müzesi

Leonardo da Vinci' ye adanmış bilim ve teknoloji müzesinde Leonardo'nun tasarladığı ekipmanları görebilirsiniz. Çocuklar için eğlenceli bir yer, bilimsel etkinlikler düzenlenmektedir.


Milano'nun en eski bazilikası ve manevi, kutsal sanat hazinelerin beşiği. Corinthian kolonu (Devil coloumn-Şeytanın kolonu) üzerine yazılan efsanelerle tanınan bazilikada, kolon zamanında farklı bir bölgeden taşınmıştır. Sant'Ambiagio ile şeytan arasındaki kavgayı anlatan bir efsaneye dayanarak isimlendirilmiştir.

7. Palazza della Ragione Fotografia

Devasal büyüklükteki binanın üst katında fotoğraf eserleri sergilenirken, alt katı pazar yeri olarak kullanılıyor. Dönemsel sergilerde oluyor, bu sebeple program öncesinden kontrol edilebilir. 

NOT: Müzeleri gezme fırsatımız olmadı, bu sebeple kendime aldığım notları sizlerle paylaşmak istedim. Bir sonraki yolculuğumuzda benim rehberim olucak, umarım sizin içinde faydalı olur. Yorumlarınızı bekliyorum.

Milano Mutfagı - Kuzey İtalya'da Ne Yemeli?

İtalya'nın kuzeyinde, restorantlar belirli saatlerde açılıp kapatıyorlar. Öğle yemeği saatinde açılıyor ve 15:00 sonrasında doğru düzgün yemek yiyecek bir yer bulamıyorsunuz. Atıştırmalık birşeyler bulabiliyorsunuz. Restorantlarda geç saatte açılıyor. Ancak bir kurtarıcınız var oda Aperotivo saatleri:) Akşam üzeri atıştırmak için güzel bir seçenek.



Aperitivo, 18:00-21:00 saatleri arasında restorantlar henüz hizmet vermiyorken, içki ve hafif atıştırmalıklardan oluşan öğünün adı diyebiliriz. Hafif bir kokteyl ve içkilerle akşam yemeğine yumuşak bir geçiş, hazırlanma diyebiliriz. İtalyanlar akşam üzeri buluşup, atıştırarak birşeyler içmeyi tercih ediyor. Öğle yemeği yemediyseniz vay halinize, ya restorantların açılmasını bekleyeceksiniz ya da yemek öncesi birşeyler atıştıracaksınız. Aperitivo özellikle kuzey İtalya'da yaygın olan bir gelenek iken Milano bu konuda en iyi yer.


Şarap ve Peynir Restorantları - Osso Buco

Gece şehre geldiğimizden, otele en yakın 'La Contino di ManuelaŞarap evine gidiyoruz. Her bölgesinde birbirinden güzel bar, şarap evi ve kafe keşfedebilirsiniz. Lezzet açısından tereddüt etmeyin, hepsinin kendine has bir lezzeti var. Genelde kaliteli malzeme kullanılıyor. Şarap evinde menüde Osso Buco görünce şipariş ediyoruz. Dana incik ve patates püresi geliyor. Et öyle güzel pişirilmiş ki, lokum gibi ağızda dağılıyor. Yanına peynir tabağı eşlik ediyor. Peynir tabağında 3 farklı çeşit geliyor. Yemek yediğinizde su ve kuvertür ücreti alıyorlar.

Kahvaltıyı 'Princi' diye bir fırında yapıyoruz. Kruvasan, brioche, pizza çeşitleri ile aklınızı başınızdan alıyor. Bar masalarında ya ayakta atıştırılıyor ya da sandalyelerde oturabiliyorsunuz. Güne burada başladıktan sonra aklımız tatlılarında kalıyor ve gün içerisinde bir sürü Princi görmeye başlıyoruz. Sonra burasıyla aşk yaşıyoruz:) Herşey bu kadar mı lezzetli olur! İçtiğim en iyi cappucino, amerikano ve tiramisu, tart.. ne varsa.. Pizzaları dilim dilim satıyorlar ve içerisi kocaman yeşil zeytin dolu! İncecik çıtır çıtır tabanı var. Tiramisu (3.5 euro) ve americano (1.30 euro). Tiramisu içindeki, kedidilleri çok yoğun olarak ıslatılmış ve kreması köpük kıvamında ağızda hiç yoğunluk bırakmıyor.


Panzerotti - 'Luini'' kafesinde Pazerotti yemeden yola devam etmeyin. Bizimkiler yarımay derler:) Kızarmış hamur. İçerisi taze mozarella-fesleğen-domates gibi farklı malzemelerle dolu. Mozarella içinde eriyerek, harika bir form alıyor. 

Milano ve Kuzey İtalya Mutfağından;

  • Tiramisu
  • Panno Cotta
  • Panini Sandviç
  • Osso Buco - dana incik
  • Minestone çorbası - sebzeli çorba
  • Cannoli - Meşhur italyan tatlılarından
Milano mutfağında sevdiğiniz yemekleri ve en favori mekanlarınızı yorumlara eklerseniz, Milano'yu ziyaret edeceklere rehber olacaktır.

Sevgiler,
Şubat, 2017

Kolay Balkabaklı Tart



Sonbaharda yapraklar sararmaya başlayıp, doğa renk değiştirdikçe kendimi doğaya daha yakın hissediyorum. Doğa ile beraber bende kendi yaralarımı sarmak için içime dönüyorum. Sararan yapraklarımı ayrıyorum. Dökmeye hazırlanıyorum, yenilere yer açabilmek ancak eskilerden vazgeçerek mümkün. Vazgeçmek, değişim ise kolay değil.

Sonbaharın bize bir getirisi de kışa girerken artan karbonhidrat ve tatlı isteğim! Şeker bağımlılığım nüksederek, yaratıcılığımla birleşip, içimde inanılmaz bir çoşku oluşturuyor. Mutfakta olmak, sürekli pişirip, güzel sofralar kurmaksa benim meditasyonum. Ben yoğurup, şekillendirdikçe niyetlerim gerçekleşiyor, hayata onaları bırakıyormuşum gibi hissediyorum. Yine böyle bir günün sonunda kolay balkabaklı tart yaptım. 

İstanbul gibi kalabalık bir şehirde yaşarken kendimize, evimize ve ailemize çok kısıtlı zamanlar ayırabiliyoruz. O vakitleri de bazen mutfakta geçirmeyi tercih etmeyerek, dışarıdan sipariş veriyoruz. Bu yüzden mutfakta kısa sürede lezzetli birşeyler hazırlamaya odaklanıyorum. Her hafta evimizde pişen balkabağını farklı formlarda tüketmeyi seviyoruz. Bu sefer canımız tart çekti, ee fazla vaktimizde yok! Kolay ve kısa sürede hazırlayabileceğiniz balkabaklı tart tarifi ile sizi başbaşa bırakıyorum.

Balkabaklı Tart

50 g tereyağ,
1.5 paket Eti Burçak bisküvi,
60 ml süt,
100 ml krema,
1 yumurta sarısı,
235 ml lik kap (2 cup) püre haline gelmiş, az şekerle pişmiş balkabağı,
Vanilya,

9.5 X 33.5 uzunluğunda altı çıkabilen dikdörtgen tart kalıbı kullanıldı.
 

Yaklaşık 6-7 kişilik olarak düşünebilirsiniz.


Tart kalıbı iyice yağlanır. Tereyağ tavada eritilerek, soğutulur. Bisküviler blendırdan geçirilerek, içine eritip-soğutulan tereyağı eklenir. Ezilen ve yağlanan bisküviler tart kalıbının içine yerleştirilerek, tart kalıbının içi ve kenarları elle bastırılarak doldurulur. Derin dondurucuda ~20 dk kadar bekletilir.

Önce krema tek başına çırpılarak biraz kabartılır. 1 yumurtanın sarısı eklenerek hafifçe karıştırılır. 
Püre halinde getirilen balkabağı eklenerek, karıştırılır. En son süt ve vanilya eklenerek, koyu bir kıvam elde edilir.


Balkabaklı-kremalı dolgu hazırlanınca, kalıbın içine dökülür ve üzeri düzeltilerek, 175 dereceye ısınmış fırında 20 dk pirilir.
Soğunca buzdolabına kaldırılarak ertesi gün tüketebilirsiniz. Servis sırasında üzerine kabak çekirdeği içi ya da ceviz ile süsleyebilirsiniz.

Afiyet olsun..

Adana Gezi Notları


Göçmen bir aileden gelmem ve Avrupa yakasında büyüdüğüm dikkate alınırsa, Anadolu'dan çok uzak büyüdüm. Türkiye'nin farklı coğrafik özellikleri sebebiyle, her şehrin kendine has bir dokusu ve yerleşim tarzı var. İlk Ege ye ziyaretimde Çanakkale sonrasında tırmandığımız dağları şaşırarak geçmiştim. Adana'yı da keşfetmek benim için Anadolu'ya attığım ilk adımdı. Özellikle kebap kültürünü ne kadar yanlış tanıdığımı ve İstanbul'da bize sunuş/yansıyan kısmının gerçekten uzak olduğunu görünce çok sevindim. 

Musa Dağdeviren, Çiya restoranın sahibiyle yapılan ropörtajını okuyunca, aslında Anadolu  ile eksik olan bağımızı anladım. Fast food (pizza, hamburger) bize gelişmişliğin bir simgesi gibi sunulurken, kebap arabesk kültürle özdeşleştirilmektedir. Bana kebaplar yağlı, ağır yemekler olarak geliyordu. Çiya restoran kebapları özellikle klasik müzik eşliğinde sunarak bu algıyı değiştirmeye çalışmışlar. İstanbul'da ki kebap sunumu ile Adana'da karşılaştığım çok farklıydı. Ailemizde bir şalgam suyu kültürü yoktu. Sonrasında da hayatıma dahil edemediğim bana acı gelen bir içecekti. Adana'da şalgamın et yemekleri ile tüketiminin güzelliğini ve sindirime nasıl katkı sağladığını keşfettim. Ayran şişkinlik yapıyordu, olmuyordu! Musa Bey'in anlattığı gibi tanıyorduk kendi kültürümüzü, şehirlerde evrimleşmiş ve gerçekten uzak bir kültür olarak

'... Adana'yı da, Antep'i de değiştiriyor. Antep ve çevresinde bir lahmacun yeme biçimi var. Yazın lamhacunun içine yeşillik yerine közlenmiş patlıcan konulur. Bunun adı söğürmeli lahmacundur. Yemeyi bilmiyorsanız dürüm yaptığınızda patlıcanı alttan akıtırsınız. Fırıncılar, birinin böyle döke saça yediğini gördüğünde bir tabir kullanır. Genellikle müşteriye söylenmez ama samimiyseniz size 'Daha lahmacun yemesini bilmiyorsun. Lahmacunu sıçırttın!' derler. Bu ifade dönmüş dolaşmış, bambaşka bir hal almış. Şimdi köşe yazarları bile 'sıçırtmalı lahmacun' diye bir şeyin varlığından söz ediyor. Böyle bir lugat oluştu. Düşünebiliyor musunuz! Fırıncıların tezgah arkasında konuştuğu argo gelip dilimize yerleşti. Arnavut ciğeri de böyle bir yanlış kullanımdır!

Arnavut adam tezgahında ya da dükkanında ciğer tava satıyor. Zamanla bunun adı Arnavut'un sattığı ciğerden Arnavut ciğerine dönüyor!'

Oysa Arnavutluğa gidince ciğer yok mu diye hayal kırıklığına uğrayabilen bir nesil oluyoruz. Kültürümüzü yakından tanımıyor ve ihtiyacımız olmadığı sürecede bazı bilgileri okuyup, öğrenemiyoruz. Kısacası Adana benim için şehir ve tadımın ötesinde, yeni bir kültürü tanımanın, farkındalığın ilk noktası oldu.


Havalimanı Ulaşım ve Konaklama

Haftasonu için Adana gezilerek, keşfedilecek bir şehir. Havalimanı şehre çok yakın, taksi ile ulaşım sağlayarak, yürüyerek gezebileceğiniz bir şehir. Havalimanı ve şehre çok yakın olan İbis Otel de konaklamayı tercih ettik. Her yere yürüyebilirsiniz ve havalimanı da 10 dk mesafede. Taksi ile ~15 TL tutuyor. İbis zincirlerinde ilk defa kalıyordum. Hostelin büyük hacimli ve özelleşmiş odalara sahip hali gibi, herşey pratik ve müşteriye rahat hareket imkanı sağlıyor. Adana'ya Cuma geceden giderek, Pazar akşam geri döndük. Kebap yemek için de şehri gezmek içinde yeterli vaktimiz oldu. Üstelik birde düğüne gittik:)


Adana Gezilecek Yerler

Adana'yı gezmeye Kazım Büfe'de (Toros Cad.) kahvaltı ile başlayınca, turumuza da nehir boyunca yürüyerek başlamış olduk. 

Seyhan Nehri Boyunca Yürüyüş Yapmak

Toros cad. Adana'nın yeni yüzü. Yol boyunca cafeler, restoranlar, mağazalar var. Cafelerin bir çoğu yeni açılıyor ve hepsi birbirinden güzel tasarımlara sahip. Buradan Merkez Park a yürüyerek, Seyhan Nehri ile tanışıyoruz. Sakin, huzurlu yemyeşil akan Seyhan boyunca yürürken, beni burada bıraksınlar, şehir ne berbat birşeymiş diyorsunuz. Venedik gondolları olarak hafızamızda yer edinen gondollar Seyhan nehrine de  çok yakışmış. Dar kanallardan geçmesenizde, kocaman bir kanal boyunca, seyre dalmak keyifli görünüyor. Nehre düşen otel manzaraları, modern yapıların etkisiyle şehrin yeni yüzünü hissediyorsunuz. Mümkün olsaydı da nehir kenarında bir sabah koşusu yapabilseydim.. Adana'da en sevdiğim noktalardan biri.


Sabancı Merkez Cami

Nehir kenarında tatlı tatlı yürürken, şehrin kalabalığına karıştığınız noktada, Cami bütün ihtişamı ile ortaya çıkıyor. 1998 yılında Sabancılar tarafından yapılan ve şehrin simgesi haline gelen Merkez Cami, 6 minaresi ile neredeyse şehrin her yerinden görülebiliyor. Çok eski bir cami değil ancak Edine-Selimiye camini andıran mimarisi ve iç tasarımı ile büyüleyici bir cami. İçeriği girdiğinizde dinginlik ve özünüze dönüşü, ferahlığı hissediyorsunuz. Maneviyatı, güvenli bir yerde olma hissi, Allah'ın evinde olma huzurunu yüreğinizde yaşıyorsunuz.


Taş Köprü

Romalılar döneminden kalan, Dünya'nın araç trafiğine açık en eski köprü ünvanını taşıyor. Köprüden büyüleyici Merkez Cami manzarasını seyredebilirsiniz. Nehirdeki yansımalar, eski köprünün yıllara meydan okuyan yapısı ile tarih sayfalarında hayallere dalıyorsunuz. Kim bilir hangi kervanlar, seyyahlar seyahat ederken bu köprüyü kullandı. Hangi yolları bağladı, hangi baharatlar, kumaşlar taşındı bu köprüden. Kaç savaş gördü, yıllara nasıl meydan okudu.

Köprünün bir tarafı Eski Adana olarak geçen Adana Çarşısına açılıyor.


Ulu Cami (Ramazanoğulları Cami ve Medresesi)

Eski yapıların ve dar sokakların başladığı bu noktada, siyah beyaz taşlarla yapılmış kapısı ve yıllarca basılmaktan yaşanmışlığın izlerini taşıyan mermerleri ile avlusuna hayran kalacaksınız. Adana'da eski camilerin mutlaka ufak bir avlusu var. Cami kullanımda olup, karşısında bulunan medresede eğitimler devam ediyor. Bahçesinde ders yapılıyordu ve rahatsız etmek istemedik. Bu iki yapı arasında kalan sokak sanki bir film sahnesi gibi. Eskiye özlem ve taş yapılar arasında ufak bir mola verip, çay içerek, sokakta biraz yaşayabilirsiniz. Öyle güzel bir alan oluşmuş ki, sanki hala devam eden bir dönemin içine girmişsiniz gibi. Adana'da motorla lahmacun ve kebap ta satıyorlar. Çay içtiğimiz yere lahmacun geldi, hemen orada atıştırabilirsiniz. Bu sokak ayrıca Büyük saat ve Adana Çarşıya doğru devam ediyor.


Büyük Saat ve Tarihi Kazancılar Çarşısı

Büyük saat çarşının girişinde bulunuyor, birde küçük saat var ki, İş bankasının zamanında meydana koyduğu ufak bir saat. Farketmezseniz bilginiz olsun. Büyük saat yıllara meydan taş yapısıyla, çarşıdaki esnafa zamanı hatırlatıyor. Çarşı, Eminönü gibi toptancıların ve ufak ufak dükkanların olduğu birbirine paralel sokaklardan oluşuyor. İçlere girerseniz kaybolabilirsiniz. Bilen biri ile gidip, alış-veriş yapılabilir. Aralarda kebpçılar var. Hele bir sokak var ki, çok ünlü bir kebapçı (Kazancılar Kebap) bütün sokağı kaplamış. Adana rakı festivali de burada yapılıyormuş. Adanalıların hala alış-veriş yaptığı, yaşayan, kalabalık bir çarşı.

Yağ Cami - Küçük Saat - Etnografya Müzesi

Evliya Çelebinin Seyahtnamesinde eski cami olarak geçen bu büyük avlulu cami, kiliseden dönüştürülmüştür. Namaz çıkışlarında önünde yağ pazarı kurulması nedeniyle, yıllar içinde ismi Yağ Cami olarak değişmiş Çok güzel bir avlu ile çevrilmiş, tarihi bir cami. Buradan dümdüz devam ederseniz, Adana'nın kuyumcularıyla dolu, ara sokaklarında kebapçı ve dükkanların bulunduğu alışveriş caddesi devam ediyor. Caddenin devamında küçük saat ve Etnografya Müzesi yer alıyor. Biz müzeyi gezmedik, gezenler yorum bırakırsa sevinirim. Derken kendimizi başladığımız noktada İbis Otelin yakınında buluyoruz. Otelin bulunduğu havalimanı yolu şehri eski ve yeni Adana olarak ikiye bölüyor.


Adana Mutfağı - Nerede, Ne Yenir?

Adana'da heryer kebapçı. Eminim ki bütün kebapçılar lezzetli! Bize tavisye edilen kebapçıların yanında, orada yaşayan insanlardan da farklı tavsiyeler aldık. Oraya kadar gitmeyin şurada yılların kebapçısı var tavsiyesi aldık! Haklıydılarda! Burası kebabın memleketi ve kötüsü yok!

Adana Kebap: İstanbulda'ki sunumdan biraz daha farklı, tırnak pide içinde sadece et geliyor. Etin öncesinde masaya mezeler servis ediliyor. Domates-salatalıkla sulu-lezzetli bir salata, sumak ile öldürülmüş soğan ki favoriniz olucak ve yanına bol yeşillik tabağı (dalıyla maydanoz, roka). Bu servis bütün kebapçılarda benzer ve lezzetli. Yanına bulgur pilavı İstanbul adeti:) Adana'da sadece et ve salata var. 

Şalgam Suyu: Şalgam (turp benzeri, turunçgillerden bir bitki), pancar ve kara turp ile yapılan fermente bir içecektir. Hem sağlıklı hemde sindirime acayip yardımcı. Acılı/Acısızı var, özellikle et yemekleri ile sindirimi kolaylaştırdığı için sonrasında yemeğin sizi rahatsız etmesini engelliyor. Adana'da herkes kendi şalgamını yapıyor ve her restoranda farklı bir şalgam içmeniz mümkün. Herkesin damak tadı farklı, kimisi oldukça tuzlu geliyor. Bardakta yanına birde havuç dilimi koyuyorlar, parmaklarınız mor olmadan şalgam suyu içmiş sayılmazsınız. 

Sarı Burma, tulumba tatlısına benzer, dışı biraz daha sert bir tatlı. Gezerken kan şekeriniz düştüğünde deneyebilirsiniz.

Şalgam ve Simit İkilisi

Adana'da ara öğün atıştırmalık arıyorsanız, şalgamcıda mola verebilirsiniz. Yakınlarında mutlaka simit bulursunuz. Her ilin simidi kendine özgüdür. Yağ cami yanında da, Ali Göde Şalgamcısında da bu ikiliyi beraber deneyebilirsiniz. Kendimi kebaba saklıyım demeyin, atıştırın;)

Ali Göde Şalgamcı

Adana'da açık ara içtiğimiz en iyi şalgam! Tadı bence birçok insanın damak tadına uygun. Çok tuzlu değil ve rahat içimli. Keyifle içiyorsunuz. Çetinkaya'nın olduğu göbekte ufak bir dükkanları var (İbis Otelin arka tarafında). Valizde patlamasını göze alamadığımız için İstanbul'a taşımayadık ama tadı damağımızda kaldı. Yanında da simitçi var:) Bardağa birde kocaman bir havuç dilimi koyuyorlar ki, fazla bile geliyor.

Kazım Büfe - Kahvaltı

Adana'nın favori kahvaltı noktası. Oturabileceğiniz bir alan yok. Büfe aslında ama tostları, muzlu sütleri ve vişne suyu ile ün salmışlar. Muzlu sütü bir kaç çeşit hazırlıyorlar ki, oldukça lezzetli. Önündeki uzun kuyruktan burda neler oluyor diyip, uğramadan duramıyorsunuz. Muzlu süt istiyorsunuz, size bir büyük bir küçük bardak süt veriyorlar! Ben bir bardak istemiştim diyemezsiniz çünkü sürahiden porsiyon böyle çıkıyor. Ben ikisinide içtim:) Tosttaki sucuğu biraz baharatlı buldum. Yengen oldukça zengin ve güzel görünüyordu. 

Çukurova Şekerleme - Hediyelik/Eve Cezerye

Adana'da çeşit çeşit cezerye ve cevizli sucuk bulabileceğiniz, küçük saat yakınında harika bir dükkan. Cezeryeleri az/bol ceviz/fındıklı olmasının yanında kalite kalite değişiyor. Ben narlı ve hindistan cevizliyi de cezerye olarak yemişim yıllardır. Meğersem onlar lokummuş! Birde üzüm şırasından yapılan şekersiz ceviz sucuğu var ki yemeğe doyamazsınız. Paket paket cezerye ve sucuk alarak ayrıldık. Çok sıcak kanlı ve misafirperverler, bütün dükkandaki cezeryeleri, lokum ve sucukları tattık. Çok yağmur yağıyor diye birde arabalarıyla bizi gideceğimiz yere kadar bıraktılar. Biz böyle misafirperverliğe alışık değildik, sabahtan beri yağan yağmurun altında bizi sıcacık bir yuvada hissettirdi. Buradan hediyelik cezerye ve kendinize de cevizli sucuk almayı ihmal etmeyin. Sipariş verdiğinizde de kargo gile önderiyorlar.


Tahta Masa Restoran - Seyhan Baraj Gölü Keyfi

Adana'ya gelmişken Seyhan Baraj Gölünü görmeden dönmek olmazdı. Şehrin dışında kalan bu noktaya toplu taşıma ile ulaşımınız mümkün değil, taksi ile gidebilirsiniz. Düğün sonrası kendimize sakin bir Pazar kahvaltısı hediye ettik. Baraj gölüne karşı, keyifli bir kahvaltı yaptık. Yediklerimiz yöresel lezzetli ürünler değildi, serviste öyle canı gönülden olmasa da biz uzun uzun sohbet ederek, sonbahar havasında evimizde uzakta sıcak bir kahvaltı ettik. Birde bulutların ardından parçalı olarak göle yansıyan güneş ve hafif çiseleyen yağmur sonrası gördüğümüz gökkuşağı bize huzur verdi. Sonrasında epeyce yürüyerek, uzun oturma saatlerimizin acısını çıkardık! Merkeze kadar yürümeniz zaten mümkün değil, belli bir süre sonra taksiye binip, şehir merkezine geri döndük! 

Test ettiğimiz kebapçılar;


İştah Kebap

Adana Çarşı'da ufak bir esnaf lokantası. İki katlı Vedat Milor'un ziyareti ile ünlenen bir kebapçı. Çarşıyı gezerken karnınız acıkırsa uğrayın.



Kebap 52

Adana'nın ünlü kebapçılarından biri. Büyük güzel bir restoran. Pastırmalı humusları sıcak servis ediliyor ve içine koydukları kimyon ile değişik bir tad. Kişi sayısına göre, kalabalıksanız ortaya uzun kocaman bir kebap geliyor. Yanına da mezeler. 

Beş Ocak

Kebap ve rakı içebileceğiniz Adana'lı bir arkadaşımızın tavsiyesi üzerine gittiğimiz kebapçı. 


Doğan Kaymaklı Kadayıf

Özellikle cevizle yaptıkları kadayıf ve kaymağı ile harika bir tatlı. Fıstıklı olanı sevmedik! Cevizlisi ise kaçırılmamalı!

Adana'da Yapmadan Dönmeyin!
  • Seyhan Nehri boyunca yürüyüş,
  • Ulu Cami arkasında, yol üzerindeki çaycıda mola vermek,
  • Adana simidi ve şalgam suyu ikilisini denemek,
  • Seyhan Baraj Gölü kıyısında kahvaltı,
  • Kazım Büfe de tost ve muzlu süt,
  • Kebap, sakatat, kaburga :)
  • Sarı Burma tadın,
  • Taş köprünün ortasından Merkez Cami yi seyredin,
  • Eski Adana sokak ve çarşılarında gezinin,
Ekim, 2017

Uludag - Hiking ve Bisiklet - Haftasonu Kaçamakları


Osmangazi köprüsü ile Bursa artık öyle yakın ki.. Giderken oyalanıp, yolu biraz karıştırınca zamandan çalsakta dönüşte 1.5 saatte Şişli’ye ulaşmıştık. Lise arkadaşlarım Bursa’da yaşıyor. Şehir merkezinden görünen dağları ve köyleri ile Bursa her zaman güzel bir haftasonu kaçamağı. Arkadaşlarım bize güzel bir sürpriz hazırlayarak, Bursa’nın doğa içindeki yüzüyle bizi tanıştırdılar. Plandan habersiz gidip, büyük bir doğa güzelliği ile karşılaşınca büyülendik! 


Uludağ, Bursa’nın en yüksek noktası ve benim için bir kayak merkezi. Oysa Bursa’lıların yazın sıcaktan kaçarak, piknik yaptıkları doğa harikası bir yer. Pınar Uludağ’a gidelim diyince, bu mevsimde (Kasım ayında) napıcaz ki diye düşünmedim değil! Sıkı giyinin dağa çıkıyoruz dedi:) Oysa Uludağ bahar ve sonbaharda da doğanın renkleriyle mükemmel görünüyor. Müthiş doğası ve sonbaharda rengarenk yapraklarla kaplı yürüyüş yolları ile harika bir kaçamak. Ne duruyorsunuz hemen planlara başlayın.


İstanbul’dan araç ile köprüden kısa sürede ulaşabileceğiniz gibi, Yenikapıdan feribotlada 90 dk da Bursa-Mudanya’ya da ulaşabiliyorsunuz. Uludağ’a çıkmak içinde teleferik kullanarak, araçsız dağa çıkabilirsiniz. Teleferik 2 noktada duruyor, sarıalan ve zirvede yer alan oteller bölgesinde. Hepimizin aşina olduğu nokta, oteller bölgesi ve kayak pistleri iken, sarıalan doğa severler için harika bir yer.


1. Uludağ Sarıalan’da Konaklama

Cumartesi sabah yola çıkarak, sarı alana gelip konaklayabilirsiniz. Sarıalanda, Uludağ Sarıalan Orman Köşklerinde çok güzel döşenmiş ahşap evler var. Ağaç evlerde 4-6 kişi  arkadaşlarınız ve aileniz ile konaklama imkanınız var. Evler 2 katlı ve ahşap. Kaloriferle ısınan evlerde, ihtiyacınız olan bütün ev eşyası mevcut. Çokta güzel ve keyifli döşenmiş. Balkondaki barbeküyü kullanarak, ormanda mangal keyfi yapabilirsiniz. Size sadece sepetinizi hazırlayıp dağa çıkmak kalıyor. Üstelik evler sarıalan telefirik çıkış noktasına çok yakın! Ufak bir meydan ve turistlere hitap eden bir iki ufak tezgah bulunuyor. Bizim sepet öyle doluydu ki, yok yoktu. Arkadaşım evden sarı mutfak bezinden, runner a, kendimizi evde hissedebileceğimiz herşeyi getirmişti. Bizim için çok keyifli bir haftasonu oldu. B tipi konakladığımız köşkte; 2 oda  (2 çift kişilik yatak) ve 2 tek kişilik yatak (Ara bir koridorda) bulunuyordu. Üstelik salonda da 2 tane koltuk vardı. Örneğin konakladığımız gece, ailecek gelerek, gece dışarıda evin önünde yakılan ateş etrafında şarkı söylerek eğlenen kalabalık bir ailede vardı. Birarada ve doğada olmanın mutluluğu başkaydı. Biraz üşüyüp, birbirinize sarılarak, ateş başında ısınmak çok güzel. Sonbaharı bundan seviyorum. Güneş çıkınca ısınıyorsunuz ama bir yandan sarıp sarmalanıp, soğuguda hissediyorsunuz.

Çevrede arnavut kaldırım taşlı kısa yürüyüş yolları mevcut, etrafta kısa bir tur atabilirsiniz. Bunun yanında, doğada yürümek isteyenler için yürüyüş rotaları bulunuyor.


2. Bakacak Seyir Terası

Bakacak seyir terası Uludağ'dan Bursa'yı seyredebileceğiniz bir balkon. Rengarenk ağaçlarla kaplı yamaçların ardından düzlükte uzanan şehir manzarası harika. Seyyar olarak bir çay ocağı bile var. Bu manzarının keyfi çaysız olmazdı dimi! Hem içiniz ısınıyor, hemde ayaküstü bir keyif oluyor. Hemen Bakacak seyir terasının karşısındaki ufak tepeliğe tırmanıp, Uludağ zirveyi ve gün batımını birde buradan izledik. Malumunuz sonbahar günler kısa.. Ormanlık alanda geceye kalmadan dönmek lazım!



3. Hiking/Yürüyüş Parkuru

Haftasonu gidince, cumartesi günü hızlıca etrafı keşfettik. Kısa bir yürüyüşle sarı alanda etrafı turlayarak, sarıalanın sapsarı düzlüklerine çıktık. Arkadaşım downhill sporu ile ilgileniyor (adrenalin dolu dağ bisikleti sporu diyebiliriz) bu sebeple Uludağ'a sık sık çıkarak, farklı rotalardan bisikletle aşağıya iniyor. Çobankaya rotası kısa ve keyifli buradan gidebiliriz dedi. Yola koyulduk. Ayrıca Uludağ'da yapacağınız bütün yürüyüşlerde Jandarmaya haber vermeniz gerekiyor. Ormanda kaybolabilirsiniz, bazı noktalarda telefon çekmiyor ya da vahşi hayvanlarla karşılabilirsiniz. Bu sebeple tedbirli olmakta fayda var.


Çobankaya Yürüyüş Parkuru: 3.5 km hedefi ile Sarılandan yola çıktık. 500 m aralıklarla Jandarmanın haberleşme tabelalarını görebiliyorsunuz. Bu tabelalar ile doğru yolda ilerlediğinizi anlayabiliyorsunuz. Doğa kırmızı, sarı, yeşil yapraklarıyla büyüleyici. Her adımınızda, yepyeni bir dünya keşfetmiş gibi oluyorsunuz. Parkurlarda bazen bir düzlükten bazen bir yokuştan ilerlerken, bazen bitki örtüsü değişiyor, kendinizi farklı alanlar içinde gezinirken buluyorsunuz. Özellikle sonbaharın dökülen sarı yaprakları ile doğa farklı bir havaya bürünmüştü. Yılın ilk karından hemen önce yürüyüşümüzü yapmış olduk. Sabah yağmur yağmasına rağmen, Uludağ'ın kum ve kayalık yapısı sebebiyle yerler çamur değildi ve rahatlıkla yürüyebildik. Ormanda yolunu bulmak zor, ara ara patikaların sayısı artıyor, hangi yöne gideceğinizi şaşırıyorsunuz. Bazı doğa severler yollarını bulmak için ağaçlara işaret bağlamışlar, bir süre sonra bu işaretleri bularak, içimizdeki merak ve keşif duygusu ile yola devam ettik. Hedefimiz Bakacak Seyir Terasına ulaşmaktı. Ancak 1 saat yürüyüp yolun bitmediğini anlayınca rotadan sapmıştık. Ana yola ulaştığımızda Kurtkaya yürüyüş parkurunu tamamlamıştık.
Kurtkaya-Sarıalan Yürüyüş Parkuru: 5 km Orta zorlukta bir parkur. Çobankaya' dan başlayan bu parkur, oteller bölgesine kadar devam ediyor. Sarıalandan yürümeye başlayınca, rotanın sonunda dik bir yamacı tırmanmak zorunda kalıyorsunuz. Son etap yaklaşık 1-1.5 km kadarı biraz zorlu. Yolumuzu kaybettiğimiz noktada, biraz endişelensekte, bir şekilde bir noktaya ulaşacağımızı biliyorduk! ama nereye çıkacağımız sorusu meçhuldu. Belkide işin heyecanı burada gizliydi. Bir ara ormandan garip sesler duyduk! Eyvah Ayı mı..? biran nefesler tutuldu, ses dikkatlice dinlendi, biraz yüreklere su serpmek için yok canım denilse de, içimizi bir korku kapladı. Tekrarlayan sesin, iş kamyonu olduğunu düşünerek yola devam ettik! Ayı, kurt, yaban hayvanları ile karşılaşmak mümkün! Rotamızı takip etmeye ağaçlara bağlanan çaputlar ve Jandarma levhaları ile takip ediyorduk. Ancak karıştırdığımız noktada bağlanan çaputların renginin değiştiğini sonradan farkettik. Jandarma tabelalarını sayı olarak hiç atlamamıza rağmen bir yerde karıştırdık:) Planlanandan uzun süren yürüyüşümüzte yolu bulma endişesi taşısakta, doğa öyle güzel ve eğlenceliydi ki.. kaybolabilirdik. Karşılaştığımız dik yamaç, yosun kaplı kayalıkları ve görüntüsü ile tırmandıkça büyülüyordu! İnanılmaz güzel bir manzaraydı. Yavaş yavaş araba sesini duyuyor ancak ulaşamıyorduk! Derken kara göründü:) 1.5-2 saat gibi bir sürede parkuru tamamladık. Oteller bölgesine ulaşınca tabeladan baktık ki, belli bir noktadan sonra diğer rotaya kaymışız. Ancak yeni keşifler herzaman heyecan verici oluyor! Benim için hiking anlamında bir ilk olan bu rotanın devamı gelir umarım.

Uludağ ve yürüyüş parkurları ile yeni planları hemen yaptık. Daha çok rota izleyip, yeni keşifler bizi bekler..


4. Sarıalan ve Çobankaya Kamp Alanları

Uludağ'ın keyfini çıkarmanın ve konaklamanın bir alternatifi. Sarıalan ve Bakacak seyir terası arasında kalan bu alanlarda, çadır kurabiliyorsunuz. Baharda kamp kurmayı da planlarımıza aldık.


5. Uludağ Downhill - Dağ bisikleti sporu

Dağ bisikleti ile bir tepeden aşağı inme suretiyle yapılan, adrenalini fazla yüksek bir spor. Ülkemizde çok yaygın olmamakla birlikte, bir grup doğa ve adrenalin sever biraraya gelerek bu ruhu yaşatıyor. Arkadaşımda bu tutkunlardan biri (@zzaferaydin instagram hesabından maceralarını takip edebilirsiniz.). Haftasonu bisikletini sırtına alıp, Uludağ tepelerine çıkarak, kendilerini kayalık, dar patikalardan aşağıya bırakıyorlar. Fazla çılgınca gelsede, adrenalin ve heyecan tavan! Bu sebeple Uludağ ile ilişkisi pek bir samimi! Uludağ 'downhill' tutkunlarının da buluşma noktası. Teleferik ile çıkıp, çılgınlar gibi tepeden aşağıya iniyorlar. Videoları izledikçe, insanın yüreği ağzına geliyor. Yüksekte olmanın verdiği potansiyel enerjiyi, kinetiğie verirerek elde ettikleri hız ile taşlık, kayalık, toprak yollardan hızla aşağı inmek cesaret gerektiriyor. Çılgınlık gibi gelse de bu sporu sevenler büyük bir tutkuyla bu işin peşindeler. Arkadaşımdan kısa bir video rica ettim, büyük bir heyecanla paylaşmak isterim.

Bu alanda birde Türkiye şampiyonumuz var Burak Uzun, kendisi 2016 yılı Erciyes 'Downhill Türkiye Şampiyonası' birincisi. Benim yeni tanıştığım bu spor dalının ülkemizde gelişmesini umut ediyorum. Oldukça heyecanlı, aileler içinse bir o kadar endişeli bir spor.



Ek olarak Saftanboğa Şelalesi ve Göller Bölgesini gezerek, yaz aylarında yüzebilirsiniz. Biz sonbaharda keşfedince ve İstanbul'a bu kadar yakın bir doğa kaçamağı keşfedince her mevsim için planlar yapmaya başladık.

İyi gezmeler,
Kasım, 2017